Donnerstag, 17. Mai 2012

Kızılay'dan Süryani Metropolitliği'ne ziyaret


14 Mayıs 2012 16:27

Kızılay’dan Süryani Cemaati'ne Nezaket Ziyareti

Kızılay Başkanı Ahmet Lütfi Akar ve beraberindeki heyet, Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Lideri Yusuf Çetin’i ziyaret etti.

Kızılay Başkanı Ahmet Lütfi Akar ve beraberindeki heyet, Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Lideri Yusuf Çetin’i ziyaret etti.

Beyoğlu’ndaki Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi’ndeki ziyarete Kızılay Başkanı Ahmet Lütfi Akar, Kızılay Genel Müdürü Ömer Taşlı ve beraberindeki heyet katıldı. Ziyarette konuşan Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Lideri Yusuf Çetin, Türkiye’de yaşayan tüm insanların dilleri, dinleri, ırkları, renkleri ne olursa olsun bu ülkenin insanı olduğunu söyledi. Kızılay’ın ayrım yapmaksızın herkesi kucaklayarak ve herkese yardım götürerek kutsal ve çok önemli bir sorumluluğu yerine getirdiğini belirten Çetin, “ Kızılay, dili, dini, ırkı, tarihi, geçmişi ne olursa olsun kimsesizlere, yoksullara, ihtiyacı olanlara, özürlülere, afet zamanında yalnız ülkemizde değil, ülkemizin dışında uzakta olanlara yardım elini uzatıyor.” dedi.

Türkiye’nin birlik ve beraberliği için, kalkınması için dua ettiklerini dile getiren Çetin şunları söyledi: “Biz Süryaniler her zaman devletimizin yanında yer aldık. Geçmişte yer almışız, Osmanlı döneminde de, Cumhuriyet döneminde de. Ülkemizi canımız gibi seviyoruz. Her zaman katkı vermeye çalışıyoruz. Ülkemiz de yaşayan tüm insanlar bir aileyi teşkil ediyor. Hepimiz aynı geminin içindeyiz. Acı, sevinçli günlerimizde hep beraberiz ve beraber olmaya devam edeceğiz.”

Kızılay Başkanı Ahmet Lütfi Akar, Süryani Cemaati ile Kızılay’ın iyilik anlayışlarının birebir örtüştüğünü söyledi. Çetin’in Kızılay için söylediği övücü sözler için teşekkür eden Akar, “Biz Türk Kızılay’ı olarak Türk milletinin merhamet elini ülkede ve yurt dışında herkese ulaştırmakla görevliyiz. Eğer Süryani Cemaatinden herhangi bir ihtiyaç olursa, sayın Metropolitimizden onun da emirleri olacağını kendisine arz ettim.” İfadesini kullandı.

Yaklaşık bir saat süren ziyaretin ardından Süryani Metropoliti Yusuf Çetin, misafiri Akar’a hediyeler takdim etti.
CİHAN

Mittwoch, 16. Mai 2012

Süryanilerle demokrasi ve refah gelecek

15 Mayıs 2012 - 02:30

Süryanilerle demokrasi ve refah gelecek

Süryaniler Midyat ve çevresinde 1980 ve 1990’lı yıllarda terk ettikleri evlerine tek tek geri dönüyor. Süryaniler üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan yazar Yakup Bilge, dönüşün yalnızca dönenlerin açısından değil bölgenin geleceği için de çok önemli olduğunu söylüyor

Süryanilerle demokrasi ve refah gelecek

SEBASTIEN DE COURTOIS- BÜNYAMİN AYGÜN MİDYAT

Türk basının ilk Süryani gazetecilerinden Yakup Bilge, Mor Gabriel Manastırı ve Süryani kültürü ile ilgili araştırmalarıyla tanınıyor. İsveç’te yaşayan Bilge ile geri dönüşlerin bölgeye politik ve ekononik etkisini, Türkiye’deki Süryani toplumunun sorunlarını konuştuk.
 Süryanilerin Tur Abdin bölgesine dönüşü neden önemli?
- Kuşkusuz geriye dönenlerin sayısı bazen abartıldığı gibi çok değil. Ama sayıdan çok geri dönüş düşüncesi önemli. Geri dönüş örnekleri hem diyasporadaki Süryanilere kendi vatanlarına geri dönebilecekleri konusunda önemli bir umut verdi, hem de Tur Abdin’de sayıları 2 bin 500’e inen Süryanilerin bölgede kalması için umut oldu.
Roma pizzası bile var
Geri dönenlerin bölgeye nasıl bir etkisi olacak?
- Bölgenin sosyo-ekonomik yapısında hala çok büyük sorunlar var ama geri dönüşün bu alanlara da olumlu etkileri olacak. 20-30 yıl Avrupa’da kalıp oradaki demokratik süreçleri yaşayan bireyler bölgenin sosyal yapılarının daha demokratik bir yapı almasına katkı sağlayabilir. Ekonomi için de durum budur. Bugün Midyat yakınlarındaki Kafro köyüne gidip İstanbul veya Roma kentlerindeki lezzette bir pizza yemek ve espresso içmek mümkün.
Diyasporadaki Süryaniler arasında Türkiye’nin eskiye oranla daha iyi bir imaja sahip olduğu söylenebilir mi?
- Türkiye tüm Süryanilerin ilk ve en kadim vatanıdır. Dolayısıyla ülke olarak Türkiye Süryanilerin hep gönlündedir. Nerede olurlarsa olsunlar ülke olarak Türkiye ve özellikle de Tur Abdin bölgesi Süryanilerin ziyaret etmek istedikleri, geri dönmek istedikleri yerdir. Çünkü bu ülkede, Tur Abdin bölgesi ile Mardin, Diyarbakır, Urfa, Elazığ gibi kentlerde Süryaniler çok zengin bir kültür oluşturdu ve her ailenin hikâyesinde bu bölgelerle ilgili anılar var. Diyasporada yaşayan Süryanilerin düğünlerinde Türkçe şarkı ve türlü söylemek için Coşkun Sabah, Bedri Ayseli gibi sanatçıları davet etmesi bile diyaspora ile Türkiye arasındaki bağı gösteriyor. Ama Türkiye’yi yöneten hükümetlerin ve dolayısıyla devlet kurumlarının imajı nedir diye sormak belki daha doğrudur.
Devletin imajı değişti mi?
- Süryanilerin Türkiye’de yaşadıkları tarihe baktığımızda bunun içinde zorluk ve acıların az olmadığı görülecektir ve dolayısıyla da devlet ve hükümet olarak imajda sorun olmadığını söylemek zor olacaktır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarı döneminin başında devlet ve hükümet imajında önemli bir değişim söz konusuydu. Başbakan Erdoğan daha önce hiçbir başbakanın yapmadığını yaptı. Gayrimüslimlerin dini liderleri ile biraraya geldi ve sorunlarını dinledi. Çok gecikmiş de olsa mayıs ayının başında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da dini liderlerle buluştu ve sorunlarını diledi.
Hükümet ya da muhalefetten somut adımlar geldi mi?
- 2010 yılında Başbakan Erdoğan çok tarihi bir Başbakanlık Genelgesi yayımladı. İki önemli nokta var genelgede. Birincisi devlet kurumlarında gayrimüslim cemaat fertlerine ‘Güçlük çıkarılmaması, haklarına halel getirilmemesi, ilgili mevzuat gereği olduğu gibi, devletimizin ve Türk ulusunun bir parçası olduklarının kendilerine hissettirilmesi açısından da büyük önem taşımaktadır’ denilmektedir. Bu cümleler bu konuda ciddi sorunların olduğuna işaret ediyor kuşkusuz. İkincisi ise gayrimüslim cemaatler aleyhine yapılan kin ve düşmanlığı teşvik edici yayınlara karşı gerekli yasal işlemlerin derhal başlatılmasını istiyor. Bu diyalog ve Başbakanlık genelgesi olumlu bir imaj yarattı ancak bunun arkası gelmediği gibi genelgeden bir yıl sonra, hükümetin Milli Eğitim Bakanı’nın bastırıp 10 sınıflarda okutulacak ders kitaplarında Süryanilerin, ekonomik refahları için Türkiye’ye karşı bazı devletlerin siyasi ve dini çıkarlarına alet oldukları ifadeleri yer aldı. Öyle bir hükümet düşünün ki başbakanı bir genelge yayınlıyor, bir yıl sonra ise aynı hükümetin bir bakanı genelgeye aykırı çalışmalar yapıyor. Bakan ya Başbakan’ın genelgesini görüp okumadı ya da Başbakan’ın genelgesini önemsemiyor. 2008 yılından sonra devlet kurumu olan Hazine’nin de Mor Gabriel Manastırı’nın topraklarını almak için dava açması Süryanileri oldukça şaşırttı. Böyle bir durumda hükümetin Süryanilerin kafasındaki imajının çok da olumlu olması ne kadar mümkün bilemiyorum.
Hazine toprakları istiyor
Mor Gabriel Manastırı’nın mahkemelerde devam eden davaları problemli görünüyor...
- Tur Abdin bölgesi ve burada bulunan Mor Gabriel Manastırı Süryanilerin en kutsal dini merkezleridir. Mor Gabriel ve Tur Abdin bölgesi Süryaniler için Kudüsten sonra ziyaret edilmesi gereken yerler olarak görülüyor. Mor Gabriel aynı zamanda hala faal olan ve dünyadaki sayıları beşi geçmeyen dini kurumdan biridir. Manastır 1600 yıl önce kuruldu. Zaman zaman bu manastırda 800’e varan rahip ve çömezin yaşadığı tarihi kaynaklarda yazılı. Bir bölüm rahibin ise tarımla uğraştığı biliniyor. Yani muhtemelen Mor Gabriel Manastırı’nın çevresindeki topraklar 1600 yıldan beri Manastır’a ait. Bunu da bölgede yaşayan Müslüman ve Hıristiyanların hepsi biliyor. Zaman zaman çevre köylerinin manastır topraklarını işgal etmesi tarihi vesikalarda mevcuttur. 1840 yılından kalma bir Kadı Mahkemesi kararı, çevre köylülerinin işgal ettiği toprakları manastıra iade ediyor. Osmanlı arşivlerinde bulunan belgelere göre yine çevre köylülerinin manastır topraklarının işgalinden sonra Süryanilerin 1910 yılında devlet nezdinde bu sorunların çözülmesi için başvuruyor.
Manastır’ın şu andaki durumu nedir?
- 2008 yılından sonra manastıra karşı açılan davalarda sadece çevre köylülerinin değil ama devletin bizzat kendisi de bu sürece katılması Süryanileri oldukça şaşırttı. Çevre köylüleri manastırın bağlı olduğu Güngören köyünün sınırlarının geriye çekilmesini istiyor, Hazine ise manastır yapılarının hemen dibinde bulunan toprakları almak için dava açıyor. Orman Genel Müdürlüğü de manastırın terör döneminde güvenlik gerekçesi ile bir bölümü tarihi duvar temelleri üzerine inşa ettiği bir duvara karşı dava açıyor. Davaların hepsi devam ediyor. Ancak Süryanileri en çok şaşırtan dava Hazine’nin manastıra karşı açtığı ve muhtemelen 1600 yıldır manastıra ait olan toprakları almak istemesidir. 
Midyat İdare Mahkemesi, 2009 yılında, 1936 yılı beyannamesi olarak bilinen ve gayrimüslimlerin bazı taşınmazlarının kaydedildiği belge ve 1937 yılından kalma bu araziler için vergi verildiği konusundaki tarihi belgelere dayanarak bu toprakları Manastır’a vermesine rağmen Hazine davayı Yargıtay’a taşıdı. Yargıtay’ın bozduğu davaya Midyat Mahkemesi yeniden baktı ve 2011 yılında ilk kararında direndi. 
Yani toprakları tekrar manastıra verdi. Buna rağmen Hazine davayı tekrar Yargıtay’a taşıdı. Ankara’da bozulan davanın ve bölgenin karmaşık sosyal ve hiyerarşik yapısına rağmen Midyat Mahkemesi’nin ilk kararında direnmesi Türkiye’deki hukuk adına sevindirici bir gelişmedir. Dolayısıyla Hazine’nin davanın reddi için gerekçesiz başvurularına Midyat Mahkemesi’nin direnme kararı, her şeyin çok da karanlık olmayabileceğine bir işarettir.  





Ortaokul öğretmeni

Yakup Bilge Midyat’ın Bote (Bardakçı) köyünde dünyaya geldi. Müslümanların ve Süryanilerin birlikte yaşadığı mahallede Kürtçe, Süryanice ve çok az Türkçe konuşarak büyüdü. Bir Papaz’ın oğlu olan Bilge 1975 yılında İstanbul’a geldi. Üniversite eğitimini burada tamamlayan Bilge, Yeni Yüzyıl gazetesinde uzun süre çalıştıktan sonra İsveç’e taşındı. 2003 yılında ailesiyle birlikte bir süre Mardin’de yaşayan araştırmacı-yazarın Mor Gabriel Manastırı ile ilgili bir kitabı bulunuyor. Bilge halen İsveç’te bir ortaokulda öğretmenlik yapıyor.


Bize ‘deli’ dediler

Midyat’ın yeni oteli Süryaniler tarafından işletiliyor. Tur Abdin adlı otel kentin çıkışında, Mar Abrohom manastırına giden güzel yolun üzerinde, üzüm asmalarının ve tarlaların ortasında. Bay Gabriel 2002’de eşi Edibe ve 4 çocuğu ile birlikte memleketine geri dönüşünü, “Biz ilk dönenlerdik. O dönemde bizim deli olduğumuzu düşünüyorlardı! Süryaniler için bir örnek olmak, Türkiye’ye Tur Abdin’e dönüp yaşamanın mümkün olduğunu göstermek istiyorduk” diye anlatıyor. Edibe, “Geçen hafta ilk müşterilerimizi ağırladık, Fransız bir çift” diyerek araya giriyor. Ve bize bölgenin ruhuna göre dekore edilmiş 20 odayı gösteriyor. “Evimiz Türkiye’de tanınıyor. Çünkü 1 yıl boyunca Aşk bir Hayal adlı dizi için kullanıldı” diye devam ediyor.
Çalışmaya geldi
Bay Gabriel’in durumu özel. Buraya günlerini sakin bir şekilde geçirme düşüncesiyle gelmedi, çalışmaya ve başkalarına iş imkanı yaratmaya geldi. Otelde onunla birlikte üç genç çalışıyor. Şarabi Fabrikası adlı şirketinde 12 kişi istihdam ediyor. Bay Gabriel’in 2004’te kurduğu Süryani Kültür Derneği ise halen aktif. “Bu toprağı bir aile evi inşa etmek için satın aldım. Midyat’ta ve hayır dualarını almak için bir manastırın yakınında olmak istiyorduk (gülüyor)... Kişisel bir sorunumuz hiç olmadı, ama topluluk olarak zorluk yaşıyoruz, bize ait olan ve bizden çalınan topraklar en büyük üzüntümüz, milyarlarca hektar kayboldu” diyor. Türkiye’den ayrılma ve geri dönme hikayelerini, “1979’dan sonra 5 yıl İstanbul’da yaşadım, kalmak istememize rağmen ayrıldık. Elektronik gereçler üreten bir fabrikada çalıştığım İsviçre’ye gittim. Yurtdışından dönmeliydik, bunun aile reisi olarak gerçekleştirmem gereken bir görev olduğunu hissettim. Eşim benimle aynı fikirdeydi. Onu zorlamadım. Avrupa’da kimliğimizi kaybediyorduk, köklerim yüzyıllarca bu topraklarda çalışan atalarımın mezarları gibi Midyat ve İzlo Dağı’ndaydı” sözleriyle anlatıyor.
Yazın 200 aile geliyor
Tur Abdin’in köyleri yaz mevsiminde tatillerini geçirmek için Avrupa’dan gelen Süryanilerle doluyor, bunlar toplamda 200 aileden fazla ediyor. Farklı ülkelerde yaşadıkları için birbirlerini yıllardır görmeyenler bir anda aile evinde buluşuyor. Bay Gabriel, “Aramızda halen kendi dilimizi konuşuyoruz, çok eski bir dil.”Şarabımıza verdiğimiz ‘shiluh’ ismi ne demek biliyor musunuz? Barış demek” diyor.




Tur Abdin neresi?
Suriye ve Irak sınırına çok yakın, Dicle Nehri’ne ve Hakkâri dağlarına varmadan az önce karşınıza çıkan bu bölgenin Süryaniler için Antik Çağ’dan kalma ismi Tur Abdin.
milliyet.com.tr

Montag, 14. Mai 2012

Süryaniler - Midyat’ta yeni hayat

14 Mayıs 2012 - 02:30

Midyat’ta yeni hayat

Midyat’ta yaşayan binlerce Süryani 1990’lı yıllarda terörden ve korkudan memleketlerini bırakıp yurtdışına kaçtılar
Şimdi bazı aileler Avrupa’daki hayatlarını bırakıp geri dönüyor. Yeni evlerde, yeni bir hayat kuran Süryanilerle görüştük

Midyat’ta yeni hayat

SEBASTIEN DE COURTOIS Fotoğraflar BÜNYAMİN AYGÜN MİDYAT

İbrahim bana “Ayrılmak zorunda kaldığımız zamanı çok iyi hatırlıyorum” diyor. O, Türkiye’de yaşamak için geri dönen Süryanilerden biri... “1984 yılıydı, 10 yaşındaydım, babam hayatımız ve geleceğimiz için korkuyordu, Hıristiyanlar artık kabul edilmiyordu! Bu kalbimde hiçbir zaman kapanmayan bir yara. Ülkemi ve içinde yaşayanları seviyorum...” 
İbrahim, 8 erkek ve kız kardeşi ile Türkiye’nin güneydoğusundaki İdil adlı küçük bir ilçede doğdu. Suriye ve Irak sınırına çok yakın, Dicle Nehri’ne ve Hakkâri dağlarına varmadan az önce karşınıza çıkan bu bölgenin Süryaniler için Antik Çağ’dan kalma başka bir ismi var: Tur Abdin.
 
200 AİLE?VARDI
İbrahim Türkçe, Arapça, Süryanice, Kürtçe, Almanca ve İngilizce dahil birçok dil konuşuyor. İdil’den ayrıldıktan sonra İsviçre ve Almanya’da yaşamış. Ama köklerinden uzakta, onu üzen bir yaşam... 2000 yılında ailesinin karşı çıkmasına rağmen doğduğu köye, geriye ne kaldığını görmeye geldiğinde burada yaşamak aklından geçmiyordu. O günkü şaşkınlığını “Geldiğimde tam bir şok yaşadım. Evler yıkılmış, taşlar çalınmıştı, hayvanlar kilisede uyuyordu. Sadece üç Hıristiyan aile kalmıştı. Oysa daha 1984 yılında İdil’de 200 aile yaşıyordu!” sözleriyle anlatıyor. İbrahim bu ziyaretin ardından geri dönerek aile evini restore etmeye ve Hıristiyan mahallesi ile ilgilenmeye karar verdi. Ben onu bu dönemde, “Süryaniler” adlı kitabımı yazdığım 2002 yılında tanıdım. O günden bu yana üç aile daha bu cesur örneği takip etti ve yaşam eskisi gibi olmaya başladı.
 
TERÖRDEN?KAÇTILAR
İbrahim’in durumu istisna değil. Onun hikayesinin binlerce benzeri var. Yurtdışına gitmiş tüm Süryaniler Türkiye nostaljisiyle yaşıyor. Üstelik korku ve şiddet yıllarının, özellikle de 1980 ve 1990’ların, binlerce Süryaniyi alelacele kaçmaya zorlayan koşullarının hatırasına rağmen! Bu acılar tabii ki yalnızca onlara özel değildi, PKK’ya karşı verilen savaşta çok insanın canı yandı. Ancak diğer gruplardan farklı olarak Süryaniler, Müslüman olmadıkları için yabancı ve gâvur sayıldılar. Kendilerine en çok bunun dokunduğunu söylüyorlar. Bu bölgede Yezidi Kürtler de yaşadıkları yeri terk etmek zorunda bırakıldı.
 
50 FAİLİ?MEÇHUL VAR
Muhafazakarlık ve feodalizmin büyük izler bıraktığı bu bölgede aşiret ve ağalık yasaları halen geçerli. Hıristiyanlara karşı işlenen suçların büyük kısmı halen çözülmedi, toplamda 50 kadar faili meçhul cinayet var. Saldırılar topluluğun seçkin kısmı yani doktorlar, din adamları ve muhtarları hedef almış. İbrahim “Örneğin İdil’in Hıristiyan belediye reisi Şükrü Tutuş 17 Haziran 1994’te öldürüldü. Onun ölümünden sonra son kalan Hıristiyanlar da bölgeyi terk etti. Bizi topraklarımızı almak için kovdular, başka köylerden de Kürt aileler bizim ilçemize getirildi, evler ya yıkıldı ya da yasadışı şekilde işgal edildi” diyor.
 
EN?KUTSAL?BÖLGE
Süryanilerin geri dönüş hikayesinde toprak sorunu çok önemli. Süryanilerin gitmesinin ardından binlerce hektar toprak, devletin ya da Ankara ile siyasi bağları olan ağaların inisiyatifiyle başkalarına devredildi. Yasalar Süryanilerin haklarına sonuna kadar ve tartışmasız saygı duyulmasını istiyor. Ancak sorun yalnızca para değil. Söz konusu olan ahlak ve tarihe saygı, özellikle de azınlıkların atalarının topraklarında yaşama hakkına saygı. Çünkü Türkiye’nin doğusundaki bu bölge Süryaniler için rastgele seçilmiş bir yer değil. Burası kökleri 15 yüzyıl öncesine kadar uzanan tinsel ve kültürel bir merkez. Mardin ve Cizre arasında yer alan bu bölgenin ismi Süryaniler için Tur Abdin. Süryanice “inananların dağı” anlamına geliyor. Zira Hıristiyanlık tarihinin en önemli kilise ve manastırlarından bazıları bu bölgede bulunuyor. 
Burası Hıristiyanlığın çok erken bir dönemde, Doğu Roma İmparatorluğu sırasında yayıldığı kutsal bölge sayılıyor. Örneğin Nusaybin’deki Mar Yakup kilisesi M.S 325 yılında inşa edildi, Mar Gabriel Manastırı 397 yılında kuruldu. Bu yapılar hiç şüphesiz Süryanilerin dini mirası, Türkiye’nin kültürel tarihi ve dünya mirasına ait sanat şaheserleri. Şu an aktif olan 5 manastır var, bunlar Türkiye’deki son manastırlar. Ayrıca Süryani ailelerin yaşadığı 20 kadar köy kaldı. Denge çok hassas, zira bu tepelerde en fazla 2 bin 500 kişi yaşıyor. Nüfusun geri kalanı ise Kürt. Bu yüzden 2004 ve 2005 yıllarında yaklaşık 30 Süryani ailenin geri dönüşü topluluğun geleceği adına cesaretlendirici ve güçlü bir işaret oldu.
 
ECEVİT ÇAĞIRMIŞTI
Ailelerin geri dönme kararında Bülent Ecevit’in 2001 yılında Oslo’da yaptığı çağrı ve güvenliğin artması etkili oldu. Bu Türkiye’de benzeri görülmemiş bir olay. Süryanilerin dönüşü bölgede ekonomik canlanmayı da beraberinde getirdi. Ağaçlandırılmış geniş sokaklarla, taşlarla geleneksel şekilde inşa edilmiş evlerle geçmişte kötü bir ünü olan bölgenin tinselliğinin ve turistik albenisinin yeniden hayat bulmasına katkı sağlıyorlar. İbrahim, “Burada daha iyi bir yaşamın mümkün olduğunu gösterdik, yeni bir dinamik başlattık. Şimdi insanlara eğitim ve umut getirmek gerekiyor” diyor.





50 aile daha taşınmaya hazırlanıyor

Tur Abdin’e şimdiye kadar dönen 30 kadar Süryani aileye yenileri eklenecek. En az 40-50 ailenin daha ev inşa etmek için döneceği konuşuluyor. Arbo köyünden İbrahim Diri veya Bsorino’dan din adamı Saliba gibi bazıları şimdiden yerleşmeye karar verdi. Onlar hem burada ekonomiyi canlandırmak hem de Kürt komşuları ile dostça bağlar kurulmasını amaçlıyor. Bazı aileler ise bir ayaklarını yurtdışında bir ayaklarını burada tutmak istiyor. Bölgeye tatillerini geçirmek için geliyorlar. Yurtdışında doğan çocukların bölgeyi ve güzelliklerini tanımaları, kültürü öğrenip buraya dair anılara sahip olmaları hayati önem taşıyor.


10 YILDIR TÜRKİYE’DE SÜRYANİLERİ YAZIYOR

Fransız gazeteci Sebastien de Courtois, Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk ve tarih eğitimi aldı. Türkiye’ye ilk kez 1999 yılında gelen de Courtois, üç yıldan beri İstanbul’da yaşıyor. Le Figaro Magazine için yazan ve France Culture radyosu için bir kültür programı yapan Courtois bugüne kadar aralarında Yapı Kredi Yayınları tarafından Türkçesi yayımlanan “Süryaniler” isimli eserinin de olduğu 6 kitap yazdı. Anadolu’nun Hıristiyan tarihi ve kiliseleri konusunda sayılı uzmanlar arasında gösteriliyor. Courtois zamanını Paris ve İstanbul arasında geçiriyor.





İsviçre’de her şeyi satıp köye döndük


Yakup Bey, eski köyü Kafro’ya 2002’de ilk kez döndüğünde yalnızdı. Gençliğini geçirdiği köyü, en azından geriye kalanı görmek istiyordu. Ancak köy harabe halindeydi. “Kafro’dayken tüm bölgenin en iyi terzisiydim, insanlar uzaklardan kıyafet, gömlek, pantolon dikmem için gelirdi. O zamanlar mutluyduk. Daha sonra şiddet fırtınası, olaylar başladı. 1975 yılında İsviçre’ye gitmek için ayrıldım... Eşim ise 1979 yılında ailesiyle birlikte ayrıldı” diyor. İkimiz kanapede oturuyoruz, bana eski fotoğrafların bulunduğu bir albüm gösteriyor, eski yaşamından fotoğraflar. “Ayrılmak zorunda bırakıldık, köyde insanlar öldürülmüştü, tek başımızaydık, bizi koruyacak kimse yoktu” diye anlatıyor.
 
İlk başta tehditler aldık
Yakup Bey ve eşi 2006 yılında temelli döndü. Dönme kararlarını anlatırken “İsviçre’de sahip olduğumuz her şeyi burada yeni bir ev inşa etmek için sattık. Yeni bir hayat!” diyor. Şimdi Yakup Bey’in “Yeni Kafro” dediği köyde hayat yavaş yavaş eski haline dönmeye başlıyor. Köyün girişinde, düzenli kaldırımlara sahip geniş bir sokakta 18 yeni villa sıralanıyor. Evler çevre köylerden Kürt işçiler ve ustalarla, toplanan taşlarla inşa edilmiş. “Dönüşümüz çok kolay değildi, başta iyi karşılanmadık, gözdağı verildi, tehditler geldi. Ama dönmemiz çok normal, burası benim ülkem, burada yabancı değilim” diye ısrar ediyor.
 
Yaşlılar için huzurevi yapılıyor
Eşi bize Türk kahvesi getirip yanımıza oturuyor. Bana, gelecek projeleri, inşa edilecek 5 yeni villa ve yurtdışından Türkiye’ye dönen yaşı ilerlemiş Süryaniler için kurulacak bir huzurevinden bahsediyor. “Onlar için kolay değil. Korkunun ve uykusuz, nöbet tutarak geçmesi gereken gecelerin anısını taşıyorlar... Burada gençlerimize de iş düşüyor” diyor. Sonunda gururlu bir şekilde bana evini, mutfağını gezdiriyor. Bahçesinde zeytin, kiraz ağaçları ve üzüm asmaları var. Bana gülerek “Benim için tek sorun sağlık, küçük bir kalp rahatsızlığım var. O yüzden yazları İsviçre’ye çocuklarımın yanına dönmek zorunda kalıyorum” diyor.


Kendi şaraplarını üretiyorlar



Midyat’a dönen Süryaniler burada yaşarken bölgenin ekonomisini de canlandırmak istiyorlar. Hayatı normale döndürmenin tek yolu bu... Gabriel ailesi bu konuda başı çekiyor. Bölgede bir otel açan ailenin ikinci işi şarap üretimi. Romalılardan beri şarap üretimi olan bölgede endüstriyi yeniden canlandırmak için küçük bir fabrika açmışlar. Bölgede yetişen Öküzgözü üzümleriyle Shiluh (barış) isimli bir şarap üretiyorlar. En büyük yardımcıları Bordeaux’da eğitim görmüş bir Türk onolog. 
Bay Gabriel “Amacımız her yıl daha iyi şarap üretip bir gün tüm Türkiye’de satışa çıkarmak” diyor. Süryani Şarapçılık’ta yalnızca Hıristiyanlar değil, Kürtler de çalışıyor. Gabriel ailesi ve ortakları bu fabrikada 12 kişiye istihdam sağlıyor.
 
milliyet.com.tr

Mittwoch, 2. Mai 2012

Syrisch-Orthodoxe Kirche lehnt Eingreiftruppe für Syrien ab

02.05.2012

Orthodoxe Kirche lehnt Eingreiftruppe für Syrien ab

Die syrisch-orthodoxe Kirche ist gegen eine internationale Einmischung im Syrien-Konflikt. Das sagte der orthodoxe Erzbischof der Diözese Jazirah und Euphrates, Mor Eustasius Matta Roham, im Münchner Kirchenradio.

Gegen Nato-Truppen in Syrien: Erzbischof Mor Eustasius Matta Roham (Bild: Sankt Michaelsbund)

 Im Irak und in Ly­bi­en habe man be­reits ge­se­hen, dass eine Ein­mi­schung „nicht Frie­den schafft, son­dern Chaos er­zeugt“. Wenn zum Bei­spiel die Nato Trup­pen schick­te, wür­den die Bür­ger diese als Kri­mi­nel­le be­zeich­nen und nicht als Kämp­fer für die Frei­heit von Sy­ri­en an­se­hen, sagte der Erz­bi­schof am Mitt­woch am Rande einer Pres­se­kon­fe­renz des ka­tho­li­schen Hilfs­werks Mis­sio in Mün­chen. 

Die von der EU bis­lang ge­währ­te fi­nan­zi­el­le Hilfe für das vom Bür­ger­krieg ge­plag­te Land be­zeich­ne­te der Geist­li­che als Be­lei­di­gung. Das sei zu wenig an­ge­sichts der gro­ßen Pro­ble­me, die das Land mit einer Be­völ­ke­rung von über 20 Mil­lio­nen der­zeit hat. Das Wich­tigs­te, dass das Land nun brau­che, um Frie­den zu schaf­fen, sei die Ver­ge­bung. Dann könne man sich am Kon­fe­renz­tisch zu­sam­men­set­zen. Nicht nur die lo­ka­len Kon­tra­hen­ten, son­dern auch die in den Kon­flikt ver­wi­ckel­ten Gro­ß­mäch­te müss­ten ein­an­der ver­ge­ben. Nur so könne man Frie­den und Ge­rech­tig­keit er­rei­chen, so der Erz­bi­schof wei­ter. 

Auch Mis­sio Mün­chen en­ga­giert sich in der Not­hil­fe für Flücht­lin­ge in Sy­ri­en. Man habe einen Hil­fe­ruf aus Da­mas­kus be­kom­men von dem dor­ti­gen Bi­schof, sagte der Prä­si­dent des Hilfs­werks, P. Eric Eng­lert, dem Münch­ner Kir­chen­ra­dio auf Nach­fra­ge. Mit Un­ter­stüt­zung der bay­ri­schen Diö­ze­sen leis­te man Nah­rungs­mit­tel­hil­fe für Flücht­lin­ge aus Homs, die nach Da­mas­kus ge­kom­men sind. Die Not­hil­fe sei gut an­ge­lau­fen, so P. Eng­lert wei­ter. 50.000 Chris­ten sol­len be­reits die um­kämpf­te Stadt Homs ver­las­sen haben. Nach Schät­zun­gen des UNHCR sind in Sy­ri­en ins­ge­samt eine halbe Mil­li­on Men­schen auf der Flucht. (ph) 

muenchner-kirchenradio.de
 

Syrisch-Orthodoxe Metropoliten aus Syrien zu Gast in Bayern

Altötting  |  02.05.2012  |  18:03 Uhr

Vertrieben aus der Krisenregion, zu Gast im Herzen Bayerns





Die hochrangigen Gäste mit Bürgermeister Herbert Hofauer am Kapellplatz.  − Foto: Stadt

Die hochrangigen Gäste mit Bürgermeister Herbert Hofauer am Kapellplatz.  − Foto: Stadt
Bild herunterladen

Das Frühjahrshauptfest der Marianischen Männerkongregation gilt als Auftakt der Wallfahrtssaison − offiziell wird sie aber stets am 1. Mai mit einem Festgottesdienst in der Basilika eröffnet. Auch heuer war das so, die Messe zelebrierte Prälat Ludwig Limbrunner, der Bischöfliche Administrator der hl. Kapelle. Mit dabei waren zwei hochrangige Vertreter der Syrisch-Orthodoxen Kirche: Erzbischof Silvanus Petros Al-nemeh, Metropolitan von Homs und Hama, und Erzbischof Eustathius Matta Roham von Jazirah und Euphrat − also die obersten Repräsentanten von zwei der 15 Erzdiözesen, in welche die Syrisch-Orthodoxe Kirche im Nahen Osten gegliedert ist.

Begleitet wurden die beiden Geistlichen von zwei Angehörigen der "Weißen Väter", bei denen sie zurzeit in Moosach Unterschlupf gefunden haben. Die Syrisch-Orthodoxe Kirche von Antiochien ist eine altorientalische Kirche, erwachsen aus dem altkirchlichen Patriarchat von Antiochia. Nach der Urgemeinde in Jerusalem die älteste christliche Kirche überhaupt.

Silvanus Petros, der zuletzt auf Einladung von "Christen in Not" in Österreich weilte, musste wie zahlreiche Christen vor den Wirren des Bürgerkrieges in Syrien fliehen. Hals über Kopf verließ er seinen Sitz, die Mariengürtel-Kirche in Homs, wo ein Teil des Gürtels der Heiligen Jungfrau Maria aufbewahrt wird, eine der am meisten verehrten Reliquien der orthodoxen Christenheit. 50 000 Christen sind bereits aus Homs geflohen, das entspricht etwa 90 Prozent der dortigen christlichen Bevölkerung.
pnp.de

Wichtiger Termin für Christen der Mor Had Bschabo-Kirchengemeinde in Hausen

Malek Yacoub (Mitte) präsentiert mit Pfarrer Semun Korkmaz und dem Vorstand das blau leuchtende Kreuz der Gemeinde.  Foto: Schmidt
Malek Yacoub (Mitte) präsentiert mit Pfarrer Semun Korkmaz und dem Vorstand das blau leuchtende Kreuz der Gemeinde. Foto: Schmid
t
 

Blau leuchtendes Kreuz installiert

02.05.2012 - HAUSEN

Wichtiger Termin für Christen der Mor Had Bschabo-Kirchengemeinde in Hausen

(ger). Der Kirchturm der im Bau befindlichen syrisch-orthodoxen Kirche der Mor Had Bschabo-Kirchengemeinde in Hausen ziert weithin sichtbar ein Christuskreuz. Pfarrer Semun Korkmaz hatte das Kreuz zuvor in einer überlieferten Zeremonie während eines Festgottesdienstes im benachbarten Gemeindehaus vor 400 syrisch-orthodoxen Christen geweiht. Anschließend war die Gemeinde in einer Prozession angeführt vom Pfarrer Semun Korkmaz und der Messdiener mit Lobesliedern zum Rohbau des Gotteshauses gezogen. Gemeindemitglieder hatten dann unter Beifall der Gemeinde das blau leuchtende Kreuz auf dem Turm installiert.

Das Kreuz aus UV-beschichtetem V2A-Edelstahl und Acrylglas wurde von einer Firma in Altenstadt gefertigt. Das Gemeindevorstandsmitglied Malek Yacoub hatte in seiner Eigenschaft als Maschinenbaukonstrukteur in mehr als 100 Stunden ehrenamtlicher Arbeit das Kreuz konstruiert und die Statik berechnet. Aufgrund des verwendeten hochwertigen Materials wird das Kreuz auch schwerem Wetter und Umwelt trotzen.

Gedenken an Großvater

Seine Familie hatte auch zum Gedenken an den genau vor 50 Jahren bei einer Flutkatastrophe in Syrien verstorbenen Großvater das Kreuz für die Gemeinde gespendet. Die gewählte Farbe des Kreuzes wird sich nach Fertigstellung in die ausgewählten Farben für Anstrich und Dach in weiß und grau einpassen, informierte Yacoub.

Das am Abend illuminierte Kirchenkreuz symbolisiert mit seinen abgerundeten Halbkreisen die Heilige Dreifaltigkeit von Gottvater, seinem Sohn Jesu und dem Heiligen Geist. Es verbindet zudem deutsche Qualität mit Traditionen der syrisch-orthodoxen Christen. Dem beteiligten Unternehmen wurde bei der Kreuz-Weihe für die Stiftung eines neuen Namensschildes für den Gemeindesaal gedankt. Die Fertigstellung des Kirchenneubaus und die offizielle Übergabe an die Gemeinde sind für 2013 geplant.

usinger-anzeiger.de

Samstag, 28. April 2012

Gestern war Ostern – für die Syrisch-Orthodoxen

Erst am gestrigen Sonntag hat die syrisch-orthodoxe Kirche von Antiochien die Auferstehung Christi gefeiert. In der Füssener Sebastiankirche am Alten Friedhof versammelte sich die Gemeinde zum Ostergottesdienst mit Pfarrer Yevnon Cepe.
Gestern war Ostern – für die Syrisch-Orthodoxen
Mit kleinen Kindern komme man meist später, denn die Feier dieses Mysteriums könne sogar etwas länger als drei Stunden dauern, erklärten Eltern auf dem Weg zum Gotteshaus. Es wird für die Ankömmlinge allerdings schwer, noch Plätze zu finden. Nach dem Messebesuch wünscht man sich herzlich „frohe Ostern“, dann löst sich die große Gruppe vor dem Kirchengebäude in der Altstadt nahe dem Franziskanerkloster nach und nach auf.
„Wir treffen uns nach dem Kirchenbesuch traditionell zu einem großen Essen, das im Familienkreis immer zuhause stattfindet“, erläutert Matthias Günes. Am Nachmittag werden dann die Verwandten besucht, wie er erklärt. „Ostern ist das größte Fest und damit für uns wichtiger als Weihnachten.“
In der Sprache Christi
Die orthodoxen Christen zelebrieren auch in Füssen die Messe in Aramäisch – der Sprache Jesu. Für „die Aramäer“ hat der gregorianische Kalender, in dem die Feste der römisch-katholischen Kirche festlegt sind, keine Gültigkeit. Ihr bedeutendstes Ereignis Ostern feiert die syrisch-orthodoxe Kirche nach einem korrigierten Kalender.

Das hat zur Folge, dass die gläubigen Christen in einer Stadt wie Füssen das Osterfest sogar mit einem mehrwöchigen Zeitunterschied – wie zum Beispiel im kommenden Jahr 2013 – begehen werden. Die syrisch-orthodoxe Kirche orientiert sich mit den anderen altorientalischen Kirchen seit dem ersten ökumenischen Konzil von Nicea (325) am julianischen Kalender. Deshalb gibt es nur alle vier Jahre ein gemeinsames christliches Ostern für die Ost- und Westkirchen.
 
Füssen (ha) | 16.04.2012 00:00 Uhr

 all-in.de