Freitag, 27. Juli 2012

Süryaniler Manastırın Arazi Davasını AİHM'e Götürecek

Haber Tarihi: 12 Temmuz 2012 Perşembe Saat 19:56
Doğan Haber Ajansı

Mor Gabriel Manastırı, Hazine arasındaki davada Yargıtay'ın hazine lehine karar vermesi üzerine Süryaniler davaya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götüreceklerini açıkladı.

Haber: Süryaniler Manastırın Arazi Davasını AİHM'e Götürecek
Mardin'in Midyat İlçesi'ndeki Süryaniler'e ait Mor Gabriel Manastırı (Deyrulumur) Hazine arasındaki davada Yargıtay'ın hazine lehine karar vermesi üzerine Süryaniler davaya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) götüreceklerini açıkladı. BDP'nin Süryani asıllı Milletvekili Erol Dora, "Biz hem BDP olarak hem de Süryani halkı olarak da bunun uluslararası hukukta mücadelesini vereceğiz. Çünkü biz bu davada haklı olduğumuza inanıyoruz. Vicdanen rahatız" dedi.

Mardin'in Midyat İlçesi'nde Süryaniler'e ait Mor Gabriel Manastırı (Deyrulumur) ile Hazine arasında süren arazi davasının Yargıtay 20'inci Hukuk Dairesi tarafından, arazininin hazineye ait olduğu yönündeki karar üzerine BDP Grup Başkan Vekili ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Süryani asıllı Mardin Milletvekili Erol Dora, Süryaniler'in Turabdin Metropoliti Samuel Aktaş'ı manastırda ziyaret etti.
Yargıtay'ın almış olduğu karar dolayısıyla üzgün olduklarını anlatan Kaplan, "Süryanilere buradan geçmiş olsun diyoruz. Süryaniler'in bu haklı davalarının hem ulusal hukukta hem de uluslararası hukukta, hem hayatın içinde, her zaman yanlarında olacağız" dedi. Verilen kararın Mezopotamya'nın farklı dinlerinin, dillerinin, inançlarının ve kültürlerinin bağrına saplanmış bir paslı hançer olarak gördüklerini anlatan Kaplan, "Bunu asla kabullenemiyoruz. Çünkü böylesi tarihi manastırların sınırları öyle kanunla, keyfi kararlarla çizilmez. Onbinlerce yıldır buraların sınırları çizilidir. Yani Ayasofya'nın sınırları nasıl çizilmişse, Sultanahmet'in, Selimiye'nin sınırları nasıl çizilmişse Mor Gabriel Manastırı'nın da sınırları binlerce yıl önce Cumhuriyet doğmadan, daha Osmanlı doğmadan önce vardı. Bu ibadet yerlerinin yok hazine arazisiymiş yok orman arazisiymiş şeklinde değerlendirmek bir haksız karar olmanın ötesinde bir anlam taşımıyor. Biz bunu kabul edemeyiz. Mezopotamya halkları olarak burada yaşayan bütün farklı inançlara, başta Mor Gabriel Manastırı olmak üzere hepsinin güvencesinin on bin kadim yıldır bu topraklarda yaşamış olan halkın son bin yıldır gelenlerin yeniden sınır çizmesiyle şekillenmeyeceğini hatırlatmak isterim" dedi.

Kaplan, yen bir anayasa sürecinde Mardin'de alınacak tarihi kararların siyasete damgasını vuracağını belirterek. "Meclis grubumuzun kampını özellikle Mardin'e taşıdık. Çünkü yeni bir anayasa yapıyoruz. Yeni bir anayasa sürecinde Mardin'de alınacak tarihi kararlar önümüzdeki dönem siyasete damgasını vuracaktır. Biz Mardin'in resmini anayasaya taşımak istiyoruz. Nasıl Mardin'e, Midyat'a ve Nusaybin'e baktığımızda kilise, çan, minare, cami, farklı inançlar ve Melek'i Tavus'un figürlerini görüyorsak; farklı diller Kürtçe, Arapça, Süryanice ve Türkçe bu ülkemizin bir gerçekliğiyse bunun bir kere anayasaya işlenmesi bizim için tarihi bir önem arz etmektedir" dedi.

SÜRYANİLERİN GÜVENİ ZEDENELENDİ

BDP'nin Süryani kökenli Mardin Milletvekili Erol Dora ise, bu davalar nedeniyle Süryanilerin bölgeye yönelik olan inançlarını ve güvenlerini zedelediğini ileri sürerek, geri dönüşlerde durma başladığını söyledi. Süryaniler için Mor Gabriel Manastırı'nın öneminin çok büyük olduğunu vurgulayan Dora, "Mor Gabriel Manastırı Süryaniler için ikinci Kudüs'tür. Bizim için çok önemli bir ibadet merkezidir. Yalnız Turabdin bölgesinde yaşayan Süryaniler değil, dünyanın birçok yerinde yaşayan milyonlarca Süryani için burası kutsal bir merkezdir. Bu manastır M.S. 397 tarihinden beri kurulu olan bir yerdir. 1936 yılında o zamanki Vakıflar Kanunu gereğince vergi beyannamesini vermiştir. 1937 yılından itibaren de kesintisiz olarak vergilerini Ödemiş olan bir vakıftır" dedi.

AİHM'E BAŞVURACAĞIZ

Yargıtay tarafından verilen bu kararı kabul etmelerinin mümkün olmadığını belirten Dora, "Biz hem BDP olarak hem de Süryani halkı olarak da bunun uluslararası hukukta mücadelesini vereceğiz. Çünkü biz bu davada haklı olduğumuza inanıyoruz. Vicdanen rahatız. Bu konuda da bütün vicdanlı hukukçuları, demokratları yanımızda görmek istiyoruz. Bunun ufak bir dava olarak nitelendirilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Bu Süryani halkı ile ilgili birebir bir karar olarak değerlendirilmesi gerekir. Biz hala ümitliyiz. Her ne kadar içi hukuk yolları tüketilmişse de AİHM'e gitme durumundayız. Şimdi de bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Sonuna kadar da bunun mücadelesini vereceğiz" dedi.

Alının kararın haksız olduğunu savunan Turabdin Mor Gabriel Manastırı Metropoliti Samuel Aktaş da, karar nedeniyle üzüldüklerini ifade ederek, "Haklı bir karar olsaydı kabul ederdik. Fakat haksız bir karardır" dedi.
MHİ(GG/SSA)
haberler.com

Mardin'deki manastır AİHM'e gidiyor

12.07.2012 20:49:27

 
Mardin'in Midyat ilçesindeki Süryanilere ait Mor Gabriel Manastırı (Deyrulumur) ile Hazine arasındaki davada Yargıtay'ın Hazine lehine karar vermesi üzerine Süryaniler davayı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) götüreceklerini açıkladı.

(DHA) -- Mardin'in Midyat ilçesinde Süryaniler'e ait Mor Gabriel Manastırı (Deyrulumur) ile Hazine arasında süren arazi davasının Yargıtay 20'inci Hukuk
Dairesi tarafından, arazininin hazineye ait olduğu yönündeki karar üzerine BDP Grup Başkan Vekili ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Süryani asıllı Mardin Milletvekili Erol Dora, Süryaniler'in Turabdin Metropoliti Samuel Aktaş'ı manastırda ziyaret etti.

Yargıtay'ın almış olduğu karar dolayısıyla üzgün olduklarını anlatan Kaplan, "Süryanilere buradan geçmiş olsun diyoruz. Süryaniler'in bu haklı davalarının hem ulusal hukukta hem de uluslararası hukukta, hem hayatın içinde, her zaman yanlarında olacağız" dedi.

Verilen kararın Mezopotamya'nın farklı dinlerinin, dillerinin, inançlarının ve kültürlerinin bağrına saplanmış bir paslı hançer olarak gördüklerini anlatan Kaplan şöyle konuştu: "Bunu asla kabullenemiyoruz. Çünkü böylesi tarihi manastırların sınırları öyle kanunla, keyfi kararlarla çizilmez. Onbinlerce yıldır buraların sınırları çizilidir. Yani Ayasofya'nın sınırları nasıl çizilmişse, Sultanahmet'in, Selimiye'nin sınırları nasıl çizilmişse Mor Gabriel Manastırı'nın da sınırları binlerce yıl önce Cumhuriyet doğmadan, daha Osmanlı doğmadan önce vardı.

Bu ibadet yerlerinin yok hazine arazisiymiş yok orman arazisiymiş şeklinde değerlendirmek bir haksız karar olmanın ötesinde bir anlam taşımıyor. Biz bunu kabul edemeyiz. Mezopotamya halkları olarak burada yaşayan bütün farklı inançlara, başta Mor Gabriel Manastırı olmak üzere hepsinin güvencesinin on bin kadim yıldır bu topraklarda yaşamış olan halkın son bin yıldır gelenlerin yeniden sınır çizmesiyle şekillenmeyeceğini hatırlatmak isterim."

BDP'nin Süryani kökenli Mardin Milletvekili Erol Dora ise, bu davalar nedeniyle Süryanilerin bölgeye yönelik olan inançlarını ve güvenlerini zedelediğini ileri sürerek, geri dönüşlerde durma başladığını söyledi.

Yargıtay tarafından verilen bu kararı kabul etmelerinin mümkün olmadığını belirten Dora, "Biz hem BDP olarak hem de Süryani halkı olarak da bunun uluslararası hukukta mücadelesini vereceğiz. Çünkü biz bu davada haklı olduğumuza inanıyoruz. Vicdanen rahatız. Bu konuda da bütün vicdanlı hukukçuları, demokratları yanımızda görmek istiyoruz. Bunun ufak bir dava olarak nitelendirilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Bu Süryani halkı ile ilgili birebir bir karar olarak değerlendirilmesi gerekir. Biz hala ümitliyiz. Her ne kadar içi hukuk yolları tüketilmişse de AİHM'e gitme durumundayız. Şimdi de bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Sonuna kadar da bunun mücadelesini vereceğiz" dedi.

Alının kararın haksız olduğunu savunan Turabdin Mor Gabriel Manastırı Metropoliti Samuel Aktaş da, karar nedeniyle üzüldüklerini ifade ederek, "Haklı bir karar olsaydı kabul ederdik. Fakat haksız bir karardır" dedi.


cnnturk.com

Syrisch-orthodoxe Gemeinde baut Gemeindezentrum in Dotzheim/Wiesbaden

18.07.2012 - DOTZHEIM

(bil). Die Freie Christengemeinde Wiesbaden an der Willi-Juppe-Straße in Dotzheim bekommt einen christlichen Bruder zum Nachbarn. Gleich nebenan baut die syrisch-orthodoxe Gemeinde den ehemaligen Rewe-Markt, der Anfang 2010 geschlossen wurde, zum Gemeindezentrum um. Entstehen soll eine Kirche und ein Saal für Feiern und Veranstaltungen.

„Baustart war im Frühjahr dieses Jahres“, erklärt Ishak Gündüz, Vorsitzender der Kirchengemeinde, auf Anfrage. Zuvor hätten sich Bauplanungen und -genehmigung für das 3000 Quadratmeter umfassende Gelände zwei Jahre lang hingezogen. „Es gab so vieles zu beachten, endlose Nachweise mussten erbracht werden. Aber die Arbeitsgemeinschaft Christlicher Kirchen (ACK) stand hinter uns“, sagt Gündüz. „Alle sind dort sehr hilfsbereit und wissen, wo es den anderen schmerzt.“ Das sei ja auch der Sinn von Kirche.
Der alte Rewe-Markt wird komplett umgebaut, das Flachdach über der Kirche durch ein Segmentdach ersetzt. Auf einen großen Saal habe die rund 330 Familien zählende Gemeinde zugunsten einer 700 Quadratmeter großen Kirche absichtlich verzichtet, sagt Gündüz. Der angrenzende Saal wird auf 400 Quadratmetern 200 Personen Platz bieten. Hinzu kommen vorgelagert Toiletten, eine Küche und kleinere Räume für den Kirchevorstand. „Uns liegt viel daran, in unseren eigenen Räumen Integrationsarbeit zu leisten“, sagt Gündüz. „Die Räume könnten wir dann auch andern Vereinen zur Verfügung stellen und für Senioren wollen wir in Zukunft auch noch mehr tun.“ Für die Syrisch-Orthodoxen in Wiesbaden ist das neue Gemeindezentrum ein „lang ersehnter Traum“, sagt Gündüz. Er hofft, dass seine Gemeinde Ostern 2013 in der neuen Kirche feiern kann.

Seit 2006 hält die Gemeinde ihre Gottesdienste und Veranstaltungen in der St.-Marien-Kirche in Biebrich ab, nachdem die Syrisch-Orthodoxen ihr 1996 erworbenes Gemeindezentrum im Europaviertel, in der Willy-Brandt-Allee, aus Geldmangel aufgeben mussten.
wiesbadener-tagblatt.de

Donnerstag, 26. Juli 2012

Ancient Syriac Monastery under Threat

by Menekse Tokyay, SES Turkiye
 
Thursday, 19 July 2012

Syriacs argue the court’s decision highlights their position as second-class citizens.

Perched on rocky hillside on the outskirts of Mardin in southeastern Turkey, the Mor Gabriel Monastery has been a cultural and religious centre of the ancient Syriac people for more than 1600 years. But in a controversial decision that will likely bring the case to the Constitutional Court and European Court of Human Rights, Turkey's Supreme Court of Appeals has ruled the land belonging to the monastery is occupying state lands and should be given to the Treasury.

"Declaring that the Treasury is the rightful owner of these lands, this final verdict issued by the Supreme Court of Appeals has no reasonable grounds given historical and legal facts," Tuma Celik, the representative of Turkey within the European Syriac Union, told SES Türkiye.

The conflict over the monastery began in 2008 when three village heads near the monastery filed a complaint claiming the land belonged to their villages and the monastery was engaged in "anti-Turkish activities" and proselytizing. The complaint came as Turkish authorities were redrawing the boundaries around the monastery and surrounding villages to update the national land registry in line with the EU harmonisation process. Adding to the case, several new laws have been adopted that require the transfer of uncultivated land to the Treasury.

The Treasury responded by filing a complaint against the monastery, but a lower court dismissed the case after finding the monastery had registered the property with the Foundations Directorate General in 1936 and has been paying taxes since 1937.

In response the Treasury appealed the decision to the Supreme Court of Appeals, which found the monastery had not presented documents to the Foundations Directorate General in 1936 and provided no proof of paying taxes since 1937. The monastery claims all documents were provided in 2009 and were ignored in the court's final decision.

The EU has sharply criticised Turkey over the case against Mor Gabriel and the status of the Syriac people.

For Turkey's 25,000 strong Syriac community and human rights defenders, the Treasury's actions and the court's decision highlight a selective use of evidence and hypocrisy against non-Muslim communities.

Kuryakos Ergun, the head of Mor Gabriel Monastery, said the court's decision was "unfortunate" as the monastery is considered the second most important holy place for the Syriac people after Jerusalem.

"We are the citizens of this country. We didn't come to these territories by immigrating from somewhere. We born here and we are living here for millennia. But such verdicts imply that we are second-class citizens," he told SES Türkiye.

Unlike Jews, Armenians and Greeks, the Syriacs are not considered an official minority under the Lausanne treaty, prompting some to call them the "forgotten minority."

Since World War I, there has been a steady population decline in the Syriac population in Turkey as a result of state policies, discrimination, economic factors and the conflict with the PKK in the 1980s and 1990s. Over the past several years some families in the diaspora have started to return.

Orhan Kemal Cengiz, a prominent Turkish lawyer and human rights activist, told SES Türkiye some citizens have a hidden agenda to continuously bring an organised action against non-Muslims.

According to Cengiz, the decision is the reflection of a state reflex that views non-Muslim citizens as "indigenous foreigners," a term once used by the Supreme Court of Appeals.

"We should ask ourselves how it would be possible to improvement our policies regarding minority rights when proceeding in such embarrassing actions against a handful of Syriac citizens and their ancient church," he said.

Some 300 individuals, composed of writers, academics and artists, have joined in a petition campaign entitled "Turkey is the Syriacs' Homeland and the Mor Gabriel Monastery is not an Occupier," to protest the decision to nationalise its lands.

"According to us, the decision by the Supreme Court of Appeals reveals the hypocrisy of the state toward Syriacs. While on one hand there are calls to the Syriac people who live outside Turkey to return, on the other hand, Syriacs are declared occupiers," the petition states.

One of the co-sponsors of the petition, Cengiz Aktar from Bahcesehir University in Istanbul, said that the Syriacs are the most destitute non-Muslim communities of Turkey because they lack the special rights granted to official minorities.

"Very much ignored, the Syriacs need to reappear on Turkey's radar, on its conscience record and more importantly on Turkey's legal framework which would grant the same rights to all, be they Muslim or non-Muslim," Aktar told SES Türkiye.

The Syriac community now plans to appeal the case to the Constitutional Court. Barring a positive outcome, Syriac representatives will take their case to the European Court of Human Rights.



turkishweekly.net

Mor Gabriel'in dava bilmecesi


 

 Özge Mumcu  / 19.07.2012
Mardin’de Deyrulzeferan Kilisesi’ne uğradıktan sonra yol Nusaybin üzerinden, Şırnak il sınırından Mor Gabriel Manastırı (Deyrulumur) ’a doğru götürür. Manastır için sağa doğru sapmanız gerekir. Sağa saptığınızda, zeytin ağaçlarıyla dolu kavisli bir yol ile karşılaşırsınız.

Süryani Vakfı Başkanı Kuryakos Ergün, son yıllarda sarnıçların olduğu yerlerde ağaç büyüttük, diyor, Manastır’a karşı açılan davayı anlatırken.

İtilaf başlangıcı

Yöredeki üç köy ile Manastır’ın itilafı, 2008’deki Kadastro çalışmaları sırasında başlamış. “Kadastro, normal şartlarda çalışma alanı belirler daha sonra parsellemeye başlar" diyen Ergün başlayan yasal sürecin hukuki geçmişini anlatmaya başlıyor.
“1936’da çıkarılan Vakıf Beyannamesi ile Mor Gabriel Manastırı bize verildi. 1937’den itibaren ise vergi verilmeye başlandı; kayıtları elimizde mevcut. 1930’ların sonlarında  İl İdare Kurulu, idari sınırları belirlemek için, bir kroki hazırlıyor, o krokide Manastır ve köyler mevki isimleri olarak yer alıyor. Her köyün krokisi, idarenin sınırlarını belirmek üzerine çiziliyor. Bu köylerde, sınırlarını, duvar çekerek belirliyorlar. Bu üç köyün, bu sınırları kabul ettiklerini belirten hukuki belgeler mevcut.” diyor Ergün.

Dört dava, Manastır'dan alınan iki parsel

2008 yılına kadar, sınırlar duvarla korunuyor. 2008’deki kadastro çalışmaları sırasında, manastırın yakınında bulunan yerlere “orman arazisi” deniyor ve dava açılıyor. “Orman arazisi” olarak belirlenen arazi yaklaşık 330 dönümlük bir alanı kapsıyor. Sarnıçların yanına dikilen zeytin ağaçları ise, daha önce çorak olan arazinin ekilip biçilebileceğini gösteriyor.
İkinci dava ise, idari sınırların yeniden belirlenmesi için açılıyor. 1938 yılında belirtilen mevki isimleri bilirkişi tarafından da belirleniyor.  Midyat Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Manastır’ın lehine çıkan karar Yargıtay’da bu kararın “İdari Yargı” tarafından belirlenmesi gerekir kararıyla bozuluyor.
Üçüncü dava ise Hazine tarafından Mor Gabriel Manastırı’nın Gündoğan sınırında 12 parselinin yer aldığı iddiasıyla açılıyor. 12 parselin 7’si, Mor Gabriel Manastırı’nın çektiği duvarın içinde. Dava, uygulamada bulunan 1936 Beyannamesi ile vergi kayıtları, ziraat bilirkişi raporu esas alınarak reddediliyor. Hazine, davayı temyiz için Yargıtay’a Hukuk dairesine gönderiyor. Yargıtay, tüzel kişilerin 100 dönümden fazla mal edinemeyeceğini belirtiyor. 100 dönümden fazla olabilmesi için geçmişe dair kanıtların olması gerekiyor. 1937’deki vergiler ile 1936 beyannamesi kanıt niteliğinde. Bu kanıtlar temyiz safhasında dikkate alınmıyor.
Bu noktada işler biraz daha karışıyor. Yargıtay’da bulunan dosyadaki vergi kayıtları dava dosyasından kayboluyor. Yargıtay, daha önce yerel mahkemeye 10 eksik belgeyi soruyor ancak bu eksik belgeler içinde vergi kayıtlarını istemiyorlar; karar verilirken eksik olduğunu belirtiyorlar.
Dosya yeniden Midyat’a geliyor. Yerel mahkeme Manastır lehine verdiği kararda direniyor.  Ancak Hukuk Genel Kurulu’nun basına yansıyan kararı, bu arazinin hazineye geçtiği üzerine. Bugüne kadar da, Mor Gabriel Manastırı’na tebliğ eden aleyhte bir karar yok. Yani, gerekçeli karar hala ele geçmedi.
Gerekçeli kararın ardından eğer ülke içindeki tüm hukuk yollarının kapandığı noktasında bir karar alınırsa, Mor Gabriel Manastırı’nın Arazi Davası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınacak.
Süryani Vakfı Başkanı Kustaryos Ergün üzüntülü: “Açık açık bu ülkenin üst yargısı, bu ülkenin yasasını çiğniyorsa, vay halimize…” diyor.

Siyasi bir girişim söz konusu mu?


Konuya ilişkin siyasi bir girişimleri olup olmayacağını sormak için TBMM’nin tek Süryani kimliği taşıyan BDP’li milletvekili Erol Dora’ya ulaşıyorum. Bu konunun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a çok zaman önce taşındığını söyledikten sonra sözlerine şunu ekliyor “Hukuk süreci Mor Gabriel aleyhinde sonuçlandı. Kararın yanlış bir karar olduğunu düşünüyoruz. Yargı sürecinin tam sonucunu bekledikten sonra konuyu AİHM’e taşıyacağız.” Vurgusu siyasetten değil, yargı sürecinin takibinden yana oluyor.

Avrupa Birliği’nden tepki


Genişleme ve Avrupa Komşuluk Siyaseti'nden sorumlu Komiser Stefan Füle'nin sözcüsü Peter Stano, manastıra karşı açılan davaların devlet kurumlarınca başlatılmasından endişe ettiklerini açıklıyor ve Türkiye'nin AB'ye üye olmak için müzakereler yürüten aday ülke olduğuna belirtiyor. Bunun yanında, ülkedeki bütün vatandaşların temel haklarının teminat altına alınması gerektiğini vurguluyor.. Stano, AB'nin özelde Mor Gabriel, genelde de Süryani cemaatinin arazileriyle ilgili haklarını yakından takip edeceğini kaydediyor.
   
Toprak ve tarih

Süryaniler yaklaşık 5 bin yıl boyunca Mardin, Şırnak ve Batman’ı kapsayan “Turabdin” bölgesinde yaşadı. Süryanice “Münzevilerin Dağı” anlamına gelen Turabdin bölgesinde yaşayan Süryaniler, 1980’li yıllarda başlayarak bölgede hakim olan çatışma ortamı nedeniyle göç etmeye başladılar. 2.845 Süryani ailesi bu bölgeden göç etmek durumunda kaldı. Süryanileri göçe zorlayan nedenlerden biri de, 1985 – 1995 yılları arasında yaşanan “faili meçhul” cinayetler olmuş. Bu dönemde 50’ye yakın Süryani’nin öldürülmesi göçü başlatan en önemli etmen olarak belirtiliyor.
Mor Gabriel Manastırı, milattan sonra 397 tarihinde kuruluyor. Manastır 1600 yılı aşan bir geçmişe sahip. Bu manastır, tüm dünya Süryanileri için kutsal olan Turabdin Bölgesi içinde yer alıyor. Mor Gabriel, Süryaniler’in din adamı yetiştiren “Kudüs”ü niteliğinde. Aynı zamanda da, dünyanın en eski dillerinden olan Süryanice’nin de yaşamasını sağlayan bir yer.
Mor Gabriel Dava bilmecesinin çözümü, yerel mahkemeler ve Yargıtay kararlarında sağlanmadığı sürece, Türkiye’nin bu konuda başı daha uzun süre ağrıyacak gibi görünüyor. Ve elbette, hem hazine arazisi hem de orman arazisi olarak bu davaların açılması, Mor Gabriel Manastırı’nı sadece kendi içine kilitleyecek bir kıskaç gibi de görünüyor.
Üst üste bu davaların açılması ve yerel mahkemelerce lehte karar verildiği halde Yargıtay ile Hukuk Genel Kurulu’nun aleyhte karar vermesi, bu olayın hukukun dışında bir karar olduğu izlenimini de yaratıyor. Sürecin götüreceği yolu ise beraberce izleyeceğiz.
 t24.com.tr

'Aynkef'ten Ayvert'e' Adlı Belgesel Filmde Süryaniler Anlatılıyor

Haber Tarihi: 19 Temmuz 2012 Perşembe Saat 16:59
Cihan Haber Ajansı  [3797566]

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan Süryanilerin tarihlerini, diğer unsurlarla ilişkilerini ve Süryanileri koruması altına alan Müslüman şeyhleri konu edinen 'Aynkef'ten Ayvert'e' adlı belgesel filmde, Mezopotamya'nın temel unsurlarından...

Haber: 'Aynkef'ten Ayvert'e' Adlı Belgesel Filmde Süryaniler Anlatılıyor

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan Süryanilerin tarihlerini, diğer unsurlarla ilişkilerini ve Süryanileri koruması altına alan Müslüman şeyhleri konu edinen 'Aynkef'ten Ayvert'e' adlı belgesel filmde, Mezopotamya'nın temel unsurlarından Süryanilerin tarihi anlatılıyor.

Prof. Dr. Sedat Cereci tarafından yönetilen, Yrd. Doç. Dr. Ersoy Soydan'ın koordinatörlüğünü üstlendiği, Yrd. Doç. Dr. Funda Masdar ve Yrd. Doç Dr. Rohat Cebe'nin Yönetmen yardımcısı olarak görev aldığı filmde, Mardin ve Batman'ın bir kısmını kapsayan Turabdin Bölgesi'nin Süryanilerce anayurt olarak kabul edildiği vurgulanıyor. Filmde, Süryanice'de 'Hizmetkarlar Dağı' anlamına gelen Turabdin adının, bölgeye Romalılarca, manastırlarda yaşayan keşişler nedeniyle verildiği belirtiliyor.

Turabdin Bölgesi'nde ilk kurulan Süryani manastırların 4. yüzyılın sonunda inşa edilmiş olan Mor Gabriel (Yayvantepe), Mor Abrohom (Midyat) ve Mor Samuel (Anıtlı) manastırları olduğu, Turabdin bölgesinde gün geçtikçe azalan Süryani nüfusa ve terk edilen yerleşimlere rağmen, kilise ve manastırların büyük bölümünün günümüze ulaşmayı başardığının anlatıldığı bildirildi. 20. yüzyılın başında, Anadolu'da büyük acılar ve savaşlar yaşandığından söz eden belgesel filmde, hemen herkes gibi Süryanilerin de bu süreçten nasibini aldığı, Süryanilerin Seyfo olarak adlandırdığı bu dönemin sonunda pek çok yöreyi terk etmek zorunda kaldığı anlatılıyor.

Mardin ve köylerinde, 1872 yılına ait bir elyazmasına göre 30 bin, Beşiri ve çevresinde 30 bin 800, Nusaybin çevresinde 16 bin 500, İdil çevresinde 10 bin 200, Savur çevresinde 8 bin, Midyat'taki dört Süryani metropolitliğinin sınırları içinde de (Mor Malke Manastırı, Mor Gabriel Manastırı, Mor Yakup Manastırı ve Mor Abrohom Manastırı) 52 bin 80 Süryani Ortodoks yaşadığını anlatan filmde, 1980'li yıllarda Güneydoğu'da yaşanan çatışmalarda yaklaşık 25 Süryani köyünün terk edildiği, Midyat'ın Karagöl (Derkube), Nusaybin'in Günyurdu (Marbobo) ve Silopi'nin Kösrali (Hassana) köylerinin de güvenlik nedeniyle boşaltıldığından söz edildiği bildirildi.

Aynı dönemde, aralarında Anıtlı (Hah), Bülbül (Bnebil), Dereiçi (Kıllıt) ve Yemişli (Anhıl) köylerinin muhtarlarıyla, İdil Belediye Başkanı Şükrü Tutuş'un da bulunduğu 40'a yakın Süryaninin faili meçhul cinayetlerde öldürüldüğü, son yıllarda terk edilen köylerden bazılarına (Elbeğendi, Sarı ve Taşköy gibi) Süryanilerin geri döndüğünün anlatıldığı belirtildi.

Önceki tarihlerde nüfusunun çoğunluğunu Süryanilerin oluşturduğu Kıllit, Hapsinas, Aynvert köylerinde çekimleri yapılan belgesel filmin bazı bölümlerinin, 1914 yılındaki çatışmalarda, Süryanileri koruması altına alarak mağaralarda saklayan ve daha sonra Süryanilerin "aziz" ilan ettikleri Şeyh Fethullah Efendi'nin köyü Aynkef'te çekildiği belirtildi.

Süryanice, Arapça, Kürtçe ve Türkçe'nin bir arada konuşulduğu film çekimleri sırasında, Süryanilerin uğradığı baskı ve tehcirden dolayı hüzünlü anlar yaşandığı da dile getirildi.

Uluslararası alanda düzenlenen film festivallerindeki başarılarıyla tanınan Prof. Dr. Sedat Cereci, Türkiye tarihinin kayıtlara geçmemiş bir bölümünü konu edinen filmi, Kasım ayı sonuna kadar tamamlamayı planladıklarını, ancak ortaya yeni bilgi ve belgeler çıktıkça yapım sürecinin uzayabileceğini belirtti.
haberler.com

Mor Gabriel verliert Prozess

NZZ Online, 13. Juli 2012 07:15:19

Urteil gegen syrisch-orthodoxes Kloster im Südosten der Türkei

Das Kloster Mor Gabriel in der Türkei. Zoom
Das Kloster Mor Gabriel in der Türkei. (Bild: Christian Koehn/Wikimedia)

Das syrisch-orthodoxe Kloster Mor Gabriel im Südosten der Türkei hat einen jahrelangen Rechtsstreit gegen den türkischen Staat verloren. Es geht dabei um fast 28 Hektaren Land. Das türkische Forstministerium hatte dieses gemäss einem Gesetz aus dem Jahre 1950 als Wald definiert, auch wenn es darauf nur Sträucher gibt.

Das syrisch-orthodoxe Kloster Mor Gabriel im Südosten der Türkei hat einen jahrelangen Rechtsstreit gegen den türkischen Staat verloren. Es geht dabei um fast 28 Hektaren Land. Das türkische Forstministerium hatte dieses gemäss einem Gesetz aus dem Jahre 1950 als Wald definiert, auch wenn es darauf nur Sträucher gibt. Wald darf in der Türkei nicht im Besitz von Privatpersonen oder religiösen Stiftungen sein. Da die christlichen Religionsgemeinschaften nicht als Rechtspersönlichkeiten anerkannt werden, muss kirchlicher Besitz bei religiösen Stiftungen registriert sein.

Recht oder Politik?

Das Berufungsgericht in Ankara hat kürzlich das Urteil des Obersten Gerichts bestätigt, wonach das umstrittene Land dem türkischen Staat gehört. In erster Instanz hatte das im 4. Jahrhundert gegründete Kloster auf Grundlage der eingereichten Steuerunterlagen und einer Besitzurkunde aus dem Jahre 1936 das Verfahren gewonnen. Diese Dokumente seien inzwischen, so lautet der Vorwurf der Anwälte von Mor Gabriel, aus den Akten verschwunden. Das Kloster prüft nun, ob es das Urteil vor dem türkischen Verfassungsgericht oder vor dem Europäischen Menschenrechtsgerichtshof anfechten soll. Nach Meinung syrisch-orthodoxer Christen geht es beim juristischen Streit weniger um Recht oder Unrecht. Dahinter steckten vielmehr Kräfte, die mit allen Mitteln versuchten, dem Kloster die Existenzgrundlage zu entziehen und die Christen aus dem Land zu drängen.

Kataster nach EU-Vorgabe

Ausgelöst wurden die juristischen Auseinandersetzungen durch staatliche Landvermessungen in der gesamten Region. Diese dienen als Grundlage für die Erstellung von Grundbüchern nach den Vorgaben der EU. Sowohl der türkische Staat als auch drei kurdische Dörfer fordern Land, das Mor Gabriel für sich beansprucht. Das Kloster liegt im Tur Abdin im Südosten der Türkei nahe der Grenze zu Syrien. Es ist das religiöse und kulturelle Zentrum der syrisch-orthodoxen Christen, die sich selber als Aramäer oder Assyrer bezeichnen. Die Zahl der Christen, die heute noch im Tur Abdin leben, wird auf 2000 bis höchstens 4000 geschätzt.