Freitag, 19. August 2011

1994 Yılında Hizbullah Tarafından Kaçırılan Papaz Kansere Yenik Düştü


19 Ağustos 2011 Cuma 19:46

Şırnak'ta 1994 yılında Hizbullah terör örgütü tarafından diri diri toprağa gömülen ve kendi imkanlarıyla kurtulmayı başaran Papaz Melke Tok, kansere yenik düştü.

Şırnak'ta 1994 yılında Hizbullah terör örgütü tarafından diri diri toprağa gömülen ve kendi imkanlarıyla kurtulmayı başaran Papaz Melke Tok, kansere yenik düştü.

Süryanilerin yaşadığı Şırnak'ın İdil ilçesine bağlı Öğündük köyünün Papazı Melke Tok, kanser tedavisi gördüğü Almanya'nın Heidelberg kentinde 14 Ağustos'ta hayatını kaybetti. Ekim 2010 tarihinden bu yana Almanya'da tedavi gören Tok'un cenazesi, 16 Ağustosta Öğündük köyüne getirildi. Öğündük köyü ve çevre köylerde sevilen Papaz Melke Tok için bugün St. Mor Jakob Kilisesi'nde bir tören düzenlendi. Törene Süryani topluluğunun ruhani liderlerinden Turabidin Metropoliti Timoteus Samule Aktaş, Mardin

Metropoliti Saliba Özmen, Adıyaman Metropoliti Melki Ürek, Berlin Ruhani Lideri ve St. Mor Jakob Kilisesi Papazı Abuna Murat Üzel, İdil Belediye Başkanı Resul Sadak ile yurt içi ve yurt dışından çok sayıda Süryani vatandaş katıldı. 78 yaşındaki Papaz Melki Tok'un cenazesi, görev yaptığı kilisedeki törenin ardından zılgıtlar ve dualar eşliğinde defnedildi. Cenaze töreni sonrası Melke Tok'un eşi Gazale Tok ve çocukları taziyeleri kabul etti.

Cenaze törenine katılan Adıyaman Metropoliti Melki Ürek, "Bugün burada bulunmamızın nedeni Papaz Melke Tok'u ebediyete uğurlamak içindir. Papaz Melke Tok bu köyün çalışkan ruhanisiydi ve iyi bir din adamıydı. Hem köylüleri tarafından hem de çevre köylerde yaşayan Müslüman vatandaşlar tarafından sevilen bir insandı. Ölümü hepimizi derinden üzmüş ve aramızdan ayrılmıştır" dedi.

Gazetecilerin bölgedeki gelişmelerle ilgili soruları üzerine Metropolit Ürek, "Biz Süryaniler, Kürtler ve Türkler bu ülkenin vatandaşlarıyız. Bu vatandaşlardan biri en ufak bir sıkıntı duyduğu zaman bizim uykumuz kaçıyor. Yaşananlar hepimiz için acı verici bir olaydır. Bizim bundan çıkabileceğimizi ve buna bir anlam verebileceğimizi sanmıyorum. Dileğimiz hiçbir kan dökülmesin. İnsanların barış içerisinde bir arada yaşamasını arzuluyoruz. Birlik ve beraberliği korumalarını ve birbirlerine saygı duymalarını

istiyoruz. İster Müslüman, ister Hıristiyan olsun birbirine saygı duyulmalıdır. Onun için bizim barıştan yana olmamız lazım ve barışı yaygınlaştırmamız lazım" diye konuştu.

Cenaze töreni için Berlin'den İdil'e gelen Berlin Ruhani Lideri ve St. Mor Jakob Kilisesi Papazı Murat Üzel ise, "Ben burada doğup büyüdüm ve liseyi Türkiye'de okudum. Papaz Melke Tok hem iyi bir din adamı hem de benim öğretmenim sayılırdı. Çünkü küçükken bende onun yanında eğitim görmüştüm. Bugün bizim için çok acı bir gün. Midin köyü için çok büyük bir üzüntü ve üzüntümüz çok büyük. Ama Allah'a çok şükür bugün metropolitler, rahipler, papazlar ve vatandaşların da katıldığı bir cenaze töreni ile değerli

Papaz Melke Tok'u defnetmiş bulunmaktayız. Bu katılımdan dolayı da acımız bir nebzede olsa hafiflemiş durumda. Ben bu anlamda bugün buraya gelen ve acımızı paylaşan herkese ve siz değerli basın mensuplarına da teşekkür ediyorum" dedi.

Yedi çocuk babası Papaz Melke Tok, 1933 yılında Öğündük köyünde doğdu. 5 Şubat 1961 yılında papazlığa atanan Melke Tok, 1994 yılında Hizbullah terör örgütü tarafından kaçırılarak, diri diri taş yığınları altına bırakıldı. Üç gün boyunca taş yığınları altında yaşam mücadelesi veren Tok, kendi imkanlarıyla kurtulmayı başardı. 28 yaşında papazlığa başlayan ve 50 yıldır Öğündük (Midin) köyündeki kilisede görev yapan Melke Tok'a, Ağustos 2010 tarihinde Ankara Hacettepe Hastanesi'nde kanser teşhisi konuldu.

Kansere yakalandıktan iki ay sonra tedaviye başlayan Tok, 14 Ağustos 2011 tarihinde tedavi gördüğü Almanya'nın Heidelberg Hastanesi'nde hayatını kaybetti.

(AY-RB-CC-Y) / anadoluhaber.net

Donnerstag, 18. August 2011

Papaz Malke Tok yaşamını yitirdi

15:54 / 17 Auğustos 2011

ŞIRNAK - Şırnak'ın İdil İlçesi'ne bağlı Öğündük (Midih) Köyü'ndeki Süryani cemaatinin papazı Malke Tok, tedavi gördüğü Almanya’da yaşamını yitirdi.

Şırnak'ın İdil İlçesi'ne bağlı Öğündük (Midih) Köyü'ndeki Süryani cemaatinin kilisesinde görevli papaz Malke Tok, tedavi için bulunduğu Almanya’da yaşamını yitirdi. Beyin tümörü sonucu önceki gün yaşamını yitiren Tok’un cenazesi yarın Öğündük Köyü'ne getirilerek Cuma günü toprağa verileceği kaydedildi.

HİZBULLAH TARAFINDAN KAÇIRILMIŞTI

1994 yılında Hizbullah tarafından kaçırılan ve canlı canlı gözleri bağlı, elleri ve ayakları zincirlenmiş şekilde gömülen ve kendi çabalarıyla gömüldüğü yerden çıkmayı başaran Tok, daha sonra yaşadıklarını şöyle anlatmıştı: "Tam 9 saat canlı şekilde mezarın içindeydim. Artık dayanmıyor, nefesim kesiliyordu. Her geçen dakika biraz daha ölüme yakındım. Mezardan çıkmalıydım. Bütün gücümle üzerimdeki tahta ve toprağı kaldırmaya çalıştım, fakat gücüm yetmemiş ve bayılmışım. Son kez tüm gücümle üzerimdeki tahtayı kaldırmaya çalıştım. Zorlamamla tahtanın biri üzerime düştü ve gökyüzünde yıldızlar karşıma çıktı. Canlı gömüldüğüm yerin bir cami avlusu olduğunu fark ettim. Caminin duvarından atlayarak hızla kaçmaya başladım."

Olaydan sonra tüm baskılara rağmen Tok, "Burası benim vatanım, bu topraklarda doğdum, bu topraklarda öleceğim. Kimse beni bu topraklardan süremez, sonunda ölüm olsa dahi" diyerek baskılara meydan okumuştu.

ANF NEWS AGENCY

Montag, 15. August 2011

Syrisch-orthodoxe Mor Ephrem Kirche im irakischen Kirkuk schwer beschädigt

Kirche im Irak schwer beschädigt

Eine syrisch-orthodoxe Kirche im irakischen Kirkuk ist durch einen Bombenanschlag schwer beschädigt worden. In der Nacht auf Montag explodierten mehrere Sprengladungen an der Sankt-Efrem-Kirche in der Innenstadt, wie der katholische Nachrichtendienst Asianews in Rom berichtete. Menschen kamen den Angaben zufolge nicht zu Schaden. Bei einem ähnlichen Attentat auf eine Kirche in Kirkuk Anfang August waren 15 Personen verletzt worden. Am gleichen Tag konnte eine weitere Bombe vor einem nahe gelegenen Gotteshaus vor dem Explodieren entschärft werden. Die Christen in der nordirakischen Stadt geraten den Angaben zufolge zunehmend unter Druck. Gründe dafür seien islamische Fundamentalisten und ein Konflikt zwischen verschiedenen ethnischen Gruppen, hieß es. In der ölreichen Stadt mit 900.000 Einwohnern kämpfen arabische und türkischstämmige Bevölkerungsgruppen gegen Kurden um die politische Vormacht. Attentate gegen Kirchen und Klöster sowie Entführungen hatten nach dem Irakkrieg von 2003 zahlreiche irakische Christen dazu veranlasst, das Land zu verlassen. Seit Jahren sind Hunderttausende Menschen, darunter viele Christen und Angehörige anderer Minderheiten, aus dem Irak geflohen und halten sich seither in Flüchtlingscamps vor allem in Syrien und Jordanien auf. 2009 hat Deutschland 2.500 Flüchtlinge aus dem Irak aufgenommen, darunter zahlreiche Christen.
(epd) / domradio.de / 15.8.2011

Mittwoch, 10. August 2011

57 Goldmünzen aus der Antike in Syrien gefunden, mit aramäischer Inschrift.



Bei Ausgrabungen
10.08.2011, 14:34

Syrische Archäologen sind bei der Ausgrabungsstätte Tebbet Barmaiel auf einen echten Goldschatz gestoßen. In der Nähe eines Grabes fanden sie 57 antike Goldmünzen. Diese stammen aus der Zeit der byzantinischen Herrschaft, wie die Forscher am Mittwoch über die staatliche Nachrichtenagentur SANA mitteilten.

Die Goldmünzen befanden sich in einer außergewöhnlich gut erhaltenen Tonlaterne. Möglichweise handelt es sich um Grabbeigaben eines reichen Bürgers. Die Wissenschaftler des Tartous Archeology Department hatten bei ihren Ausgrabungen diverse Gräber, aber auch Teile von Gebäuden freigelegt. Beeindruckend seien vor allem die Mosaike auf den Fußböden gewesen, wie der Direktor der Behörden, Marwan Hasan, erklärte.

Neben Ägypten war Syrien in der Antike die reichste Provinz des römischen Imperiums. Nach der Reichsteilung 395 nach Christus fiel das damalige Syrien unter byzantinische Herrschaft. Diese endete 634 mit der Eroberung durch die Umayyaden.
Siedlung aus dem Altertum freigelegt

Deutlich älter als die Funde in Tebbet Barmaiel waren jene Gebäude, die bei Ausgrabungen in Tal al- Humira freigelegt wurden (weitere Bilder). Der Chef der Ausgrabungsbehörde in Damaskus, Mahmud Hammoud, datierte die Funde zwischen 1.000 und 2.000 vor Christus.



Zwischen den steinernen Mauern fanden die Wissenschaftler unter anderem diverse Tongefäße, steinerne Tröge und Öfen. Es handelt sich offenbar um eine Siedlung aus der Zeit des aramäischen Reichs Aram. Auch ein Tempel mit aramäischen Schriftzeichen wurde freigelegt.

AG/mbr / krone.at

Samstag, 6. August 2011

Altorientalische Begegnungen bei TABOR

Gaildorf/Kairo/Heliopolis/Berlin.

Autor: SWP | 06.08.2011

Die Konrad-Adenauer-Stiftung hat jüngst - überzeugend vorbereitet von der Evangelischen Kirche in Deutschland - zum ersten Male "seit 1500 Jahren" nach dem Ökumenischen Konzil von Chalkedon im Jahr 451 sieben so genannte Altorientalische Kirchen in Berlin wieder an einen Tisch gebracht. "Es gibt niemand, der die Muslime so gut kennt wie wir, meinte der koptisch-ägyptische Bischof Anba Damian unter Hinweis auf das mehr als tausendjährige Leben mit und unter den Muslimen in den Ländern des Orients. Der Vorsitzende der Unionsfraktion im Bundestag, Volker Kauder (CDU), nannte als Ziel der Stiftung, man wolle, dass die in Deutschland existierenden Orientalischen Kirchen stärker wahrgenommen würden." (Zitate zusammengefasst nach Norbert Zonker, "Die Tagespost", Würzburg, 14. Juli 2011)

Das vor 40 Jahren 1971 von Eberhard Maria Zumbroich gegründete "Ton-Archiv zum Byzantinisch-Ostkirchlichen Ritus - TABOR" in Gaildorf durfte - wegen akuter ökumenischer Hilferufe - dem Stiftungsanliegen quasi vorauseilend schon 1974 bis 1979 mit verschiedenen Editionen entsprechen. Es hat damit seine ursprünglich auf das Byzantinische Ostkirchentum fokussierte Tätigkeit um die Altorientalischen Kirchen erweitert, also auf zum großen Teil wegen ihres Glaubens verfolgte Christen. Die dazu produzierten und fachkundlich kommentierten Tonträger wurden sämtlich von der EDITION TABOR gesponsert.

- 1974: Gold, Weihrauch und Myrrhe, zum Weltgebetstag der Frauen 1975, im Alexandrinischen Ritus koptischer und arabischer Sprache: Der Koptische Patriarch Shenouda III., Priester, Sänger, Volk der Markus-Kathedrale Kairo (Amateuraufnahme, vermittelt vom melkitischen Erzbischof In Jerusalem, Lutfi Laham, jetzt Patriarch Gregorios III. von Antiochien und dem ganzen Orient).

- 1974 und 1979: Qurbono - Liturgie des Herrenbruders Jakobus im Westsyrischen Ritus, in der aramäischen Sprache Jesu Christi: Bitris Ögünc, seinerzeit einziger Priester für Europa, und seine Schüler, die Diakone und Sänger aus der einst bedeutendsten Diezöse im osttürkischen Midyat; Aufnahme TABOR-Studio in Augsburg.

- 1976: Die Söhne der Chaldäer, die Apostel-Anaphora der Liturgie, darin das Vater unser, im Chaldäischen Ritus und Hymnen Ephräm des Syrers in der aramäischen Sprache Jesu Christi mit ostsyrischem Gesang: Korepiskopa Ephrem Bédé für Ägypten und Afrika, Kairo-Heliopolis, Stellvertreter des ostsyrischen Chaldäischen Patriarchen Paul II. Cheikho von Babylon, Bagdad/Irak; Aufnahme TABOR-Studio im Frasch-Mausoleum zu Gaildorf.

- 1977: Monumenta Musicae Chaldaeorum - MMC, Anthologie des Kirchenjahres in sechs Kassetten nach dem Breviarium iuxta Ritum Syrorum Orientalium id est Chaldaeorum, Romae 1938, in aramäischer Sprache mit ostsyrischem Gesang: Korepiskopa Ephrem Bédé, Kairo-Heliopolis, zur Schulung der Kirchenmusiker und Kirchenchöre in der europäischen und nordamerikanischen Diaspora; Aufnahme TABOR-Studio im Dominikaner-Kloster, Kairo.

- 1978: In Sack und Asche - Das Grosse Ninive-Fasten, 23 Gesänge von Ephräm dem Syrer und Narsai von Nisibis aus acht verschiedenen musikalischen Traditionen nach dem Buch Jona, in aramäischer Sprache mit ostsyrischem Gesang: Korepiskopa Ephrem Bédé, Kairo-Heliopolis, siehe oben; Aufnahme TABOR-Studio im Dominikaner-Kloster, Kairo.

"In Sack und Asche" wurde im Jahr 2002 von der japanischen "King Records" in Tokio für deren Spezial-Edition "Die 100 bedeutendsten Tondokumente aller Weltreligionen" ausgewählt.

M. Thersia Zumbroich-Lochner

SWP

Freitag, 5. August 2011

Bischofsprozess: Richter nicht befangen // Antrag nach Gutachten abgewiesen


FOTO: MARC KÖPPELMANN

ܐܬܡܠܝ ܐܝܬ ܗܘܐ ܝܬܒܐ ܒܒܝܬ ܕܝܢܐ ܕܦܕܪܒܘܪܢ ܗܕܐ ܙܒܢܬܐ ܥܠ ܩܘܛܪܓܐ ܕܣܢܐܓܪܐ ܕܐܰܨܠܰܢ ܕܒܝܰܬܒܳܐ ܕܕܥܒܪ ܕܠܡ ܬܠܬܐ ܕܰܝ̈ܢܐ ܕܒܝܬ ܕܝܢܐ ܕܡܒܚܢܝܢ ܨܒܘܬܐ ܕܐܰܨܠܰܢ ܘܕܚܣܝܐ ܡܪܝ ܝܘܠܝܘܣ ܚܢܢܐ ܐܝܕܝܢ ܠܐ ܒܐܘܪܚܐ ܕܟܐܢܘܬܐ ܫܪܝܘ ܒܦܘܬܚ ܒܝܬ ܕܝܢܐ ܠܘܩܒܠ ܐܨܠܢ. ܠܦܘܬ ܛܒܐ ܗܢܐ ܕܢܦܩ ܝܘܡܢܐ ܒܣܦܪ ܝܘܡܐ ܕܘܪܒܘܪܓ ܕܰܝܳܢܐ ܐܢܫ ܡܨܥܝܐ ܒܚܪ ܨܒܘܬܐ ܗܕܐ ܘܠܐ ܩܒܠ ܩܘܛܪܓܗ ܕܣܢܐܓܪܐ ܕܐܨܠܢ ܘܫܪܪ ܕܠܝܬ ܦܘܫܳܟ̣ܐ ܒܟܐܢܘܬܐ ܕܗܠܝܢ ܕܰܝ̈ܢܐ ܘܕܠܐ ܡܣܒ ܐܦ̈ܐ ܦܠܚܝܢ.
ܡܦܩ ܒܪܘܚܐ ܕܐܨܠܢ ܥܠ ܗܳܝ ܕܠܡ ܗܘ ܐܰܡܚܺܝ ܠܚܣܝܐ ܚܢܢܐ ܐܝܕܝܢ ܡܫܪܐ ܒܥܣܪܝܢ ܘܬܠܬܐ ܕܗܢܐ ܝܪܚܐ ܐܒ.

Paderborn (rtm). Der Fall des mutmaßlichen Drahtziehers der brutalen Attacke auf den syrisch-orthodoxen Erzbischof, Julius Hanna Aydin, wird weiterhin vor dem Paderborner Landgericht verhandelt. Die Strafkammer hat einen Befangenheitsantrag des Angeklagten Aslan K. (64) abgelehnt. Der hatte darin argumentiert, die Richter könnten nicht neutral über seinen Fall urteilen, da sie zuvor drei angeblich von K. beauftragte Täter zu langen Haftstrafen verurteilt hatten.

Ein Gutachten hat diesen Vorwurf zurückgewiesen: Es gebe für den Angeklagten keine vernünftigen Gründe, an der Objektivität der Richter zu zweifeln. K., der höchster Vertreter der Laien in der syrisch-orthodoxen Kirche in Deutschland war, wird beschuldigt, den Überfall auf den Bischof in Auftrag gegeben zu haben, da der ihn exkommuniziert hatte.

K. habe seine Machtposition als Vorsitzender des Diözesanrates wiederholt missbraucht, sagte der Erzbischof damals zur Begründung. Nach aktuellen Ermittlungen soll sich K. für die Disziplinierung an dem Bischof gerächt haben. Die Verhandlung wird am 23. August fortgesetzt.

nw-news.de // 5.8.2011

Mittwoch, 3. August 2011

Mardin'de Başlayan Süryanice Kursu Sona Erdi

02 Ağustos 2011 Salı 19:07

Mardin Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsünce verilen Süryanice kursu sona erdi. Üç hafta boyunca yoğunlaştırılmış Süryanice kursu alan 42 öğrenci sertifikalarını törenle aldı. Mardin Atatürk Kültür Merkezinde düzenlenen sertifika töreninde Mard

Mardin Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsünce verilen Süryanice kursu sona erdi. Üç hafta boyunca yoğunlaştırılmış Süryanice kursu alan 42 öğrenci sertifikalarını törenle aldı. Mardin Atatürk Kültür Merkezinde düzenlenen sertifika töreninde Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Serdar Bedi Omay, Yaşayan Dinler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kadri Yıldırım, Süryani Dili ve Kültürü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdulmesih Sadi, Mardin ve Diyarbakır Metropoliti Mor Filüksinos Saliba Özmen ve kursiyerler ile öğretim üyeleri katıldı.

Kursiyerlere sertifikalarını veren Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedi Omay, şöyle konuştu: "Hakikaten tarihi bir adımı üniversitemizde, bölgemizde, Mezopotamya ve ülkemizde atmış olduk. Tabii ki bazı resmi dünyada akademik programlar var ama halka yönelik kilise dışında Süryaniceyi üniversite çatısı altında öğretmeyi başarmış olduk. Çok büyük bir nimet bu. Cumhuriyetimiz inanılmaz bir dönemeçte hayal bile edilemeyecek şeyler oluyor. Siyasi gelişmelerden daha önde olanı bence ilimle ilgili gelişmelerdir. Üniversitemizin bu mühim faaliyeti güzel bir gelişmedir."

Süryanilerin çok yetim bir halk olduğunu anlatan Omay, şunları söyledi: "Çok mazlum çok sıkıntı çekmiş, buna rağmen sesleri çok az çıkmış, medeniyete çok katkıları olmuş bir cemaattir, bir dindir. Ben kendi adıma şükran olduğumu söylemek istiyorum. İnşallah cumhuriyetimizin bu yeni döneminde çok daha canlı aktif kilisenin dışında da görebileceğimiz bir üretim içinde olduklarını görürsek daha da mutlu olacağız"

Mardin ve Diyarbakır Metropoliti Mor Filüksinos Saliba Özmen de yaptığı açıklamada "Bugün gerçekten tarihi günlerimizden birini yaşıyoruz, hayallerimiz gerçek oldu. Benim açımdan bunu doyasıya yaşadığımı söylemek istiyorum. Atalarımızın hazırladığı kitaplar raflarda dururdu. Başka şeylerle uğraşırdık. Devran geldi Mardin Mardinliliğini konuşturdu. Bu bir kere benim için çok önemli"

Törende bir konuşma yapan Mardin Yaşayan Dinler Enstitüsü Müdürü Prof.Dr. Kadri Yıldırım da, Süryanice kursunun sona erdiğini kursu bitiren 42 kursiyerin sertifika almaya hak kazandığını söyledi.

Peygamberler coğrafyası olan Mezopotamya ve Ortadoğu'nun üç kutsal dilini akademik bir ortamda yaşatmaya çalışmanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade eden Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti: "Bütün semavi dinlerin müşterek atası olan Hz. İbrahim'e indirilen vahiy risalesinin de dili olan Süryanice; Mukri ve Dimilki (Zazaca) olmak üzere mevcut lehçeleriyle temeli Avesta'ya dayanan Kürt dili; üçüncüsü de kitabımız Kur'an-ı Kerimin dili olan Arapça. Şurası üzüntü vericidir ki Osmanlı Devletinin

yıkılmasından sonra yerine ikame edilen sistemi tekçi bir zihniyetle hakim kılmak isteyen yönetimler Arap dilini camiye, Süryani dilini kiliseye, Kürt dilini de eve hapsetmekle etkisiz hale getirmeye çalışmışlardır. Bazı muhafazakar kesimler tarafından sonradan açılan imam-hatip okulları, İlahiyat fakülteleri ve Edebiyat fakültelerinin Doğu Dilleri Bölümleri sayesinde Arap dili cami sınırlarını aşarak eğitim ve öğretimde kendine yer bulduysa da bu muhafazakar kesimlerimizin aklına her nedense diğer

dillere de aynı imkanı tanımak gelmedi. İşte bugün her şeye rağmen yaşayan bu iki dilden Süryanice için düzenlediğimiz kursun neticesine varmış ve bu kursta başarı gösteren kursiyerlere sertifikaları dağıtmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Sertifikalarımızı ortadan ikiye bölmüşüz. Tabi bölmüşüz derken yanlış anlamayın, gördüğünüz gibi üniter yapı kendini koruyor. Sol tarafını resmi dilimiz olan Türkçe ile sol tarafını da Süryanice doldurmuşuz. Zaten ilk kaydı ben yaptırmıştım. Enstitü müdürü profesör

yeniden öğrenci oldu başlığıyla haberler çıktı. Tabi ben bundan memnuniyet duydum. Şurası bilinmelidir ki sayın rektörümüzün maddi ve manevi her türlü desteği olmasaydı Kürt ve Süryani dilleri bugünleri rüyasında bile görmezlerdi."
nevsehirmedya.com