Dienstag, 16. Juli 2013

Süryani halkı temel haklarına kavuşmalı

Bölge illerinde yaşadıkları katliamların ardından İzmir'e göç eden Süryanilerin kurduğu platformun sözcüsü Zeynep Tozduman, ...

Haberfx


"İzmir Süryaniler için soykırım dönemlerinde uğrak bir yer oldu. Ezilen ve yok sayılan bir halk olan Süryanilere yaşam için alternatif sunulmamıştır" diyerek, yeni anayasanın tartışıldığı bu günlerde Süryani halkının temel haklarına kavuşmasını talep etti. 


Kökenleri yaklaşık 5 bin yıl öncesine dayanan Süryani halkı, Mezopotamya'da yaşayan ve uygarlığın gelişiminde önemli rol üstlenen köklü kültürün mirasçılarından biri. Hristiyanlığı ilk kabul eden semitik bir halk olan Süryaniler, Mezopotamya coğrafyasını istila edenlerin baskı ve egemenlikleri yüzünden başlangıçtaki etkinliklerini, bugüne değin kaybederek, hemen hemen yok denilecek kadar az kalmış bir durumda. Süryanilerin Türkiye geneli nüfusunun 18 bin civarında olduğu tahmin edilirken, bunlardan 15 bini İstanbul'da, 3 bin civarında da Mardin'de yaşadığı belirtiliyor. Süryaniler, İstanbul ve Mardin dışında başlıca Mersin, Diyarbakır, Adıyaman, Elazığ, Ankara, İzmir, Malatya, Urfa, Antep, Antakya, Antalya ve Adana'da yaşamlarını sürdürüyor. Ege'de 2009 yılında Süryani Platformu'nu kuran ve Süryani halkının yaşadığı acılara dokunan Süryani Platformu Sözcüsü Zeynep Tozduman, geçmişi Türkiye'de 6 bin yıllık olan bir halka İzmir'de ses olmak adına platformu kurduklarını ifade etti. Ege'de 1915 öncesi her 4 aileden birinin gayrimüslim olduğunu anlatan Tozduman, "Bu gün Agopları göremiyoruz. Hüryakosları göremiyoruz. Amacımız Ege halkına Süryani halkını anlatarak hatırlatmaktır" dedi. Ancak alanlarının Süryanilerle sınırlı kalmadığının altını çizen Tozduman, Ermeniler, Aleviler ve ezilen tüm kesimlerle buluştuklarını ifade etti. Bulundukları coğrafyada en büyük destekçilerinin Kürt halkı olduğunu dile getiren Tozduman, "Kürtlerin desteğiyle kurduk ve üyelerimizin birçoğu da Kürt özgürlük hareketinden ve sosyalist cephedendir. Amacımız yaşanan haksızlıklara karşı Ege'den dur diyebilmektir. Batı cephesini biraz duyarlı hale getirmektir. Bir daha bu coğrafyalarda soykırım yaşanmaması adına hareket ediyoruz" diye belirtti.

'Bu kimliği reddediyorum'

Türk olduğunu belirten Tozduman, "Bu acıları direk yaşatan bir halkın bireyi olarak, bu halklardan özür dilenmediği müddetçe ben kimliği çok rahat kullanamam. Bu kimliği reddediyorum aslında, çünkü ben halkların eşitliğinden yanayım" dedi. Anayasal değişikliğin tartışıldığı bu günlerde Süryanilerin taleplerini de dillendireceklerine işaret eden Tozduman, "Göç eden Süryanilerin bu coğrafyaya yeniden buluşmasını amaçlıyoruz" diye belirtti. Süryani halkı için talep ettiklerinin başında anadil hakkının geldiğine vurgu yapan Tozduman, "Çözüm sürecinde en başta anadilde eğitim hakkı olmazsa olmazımızdır. Bu Süryani'yi de Ermeni'yi de Kürt'ü de kapsıyor" dedi. Tozduman, Kürt hareketinin de belirttiği gibi etnik grupları kapsayan anadilde eğitim hakkını kabul etmeyeceklerini söyledi. Yeni anayasada halkların eşitliği vurgusu yapılmasını arzu ettiklerini söyleyen Tozduman, Süryanilerin azınlık hakları tanınmayan tek halk olduğunu söyleyerek, "Süryaniler için Sevr Antlaşması'nın uygulanmasını istiyoruz. Herkesi kucaklayacak bir anayasanın hazırlanması gerekiyor. Süryaniler de diğer azınlık grupları gibi ezildi ve soykırıma tabi tutuldu" diye konuştu. Müslümanlıktan bahsetmek için tüm dinlerin, ırkların korunduğu bir ortamın olması gerektiğini söyleyen Tozduman, "Bu anlamda Türkiye'de daha önce yaşanılan hataları giderme şansı var. Çok dilli ve inançlı bir anayasa oluşturulursa çok daha iyi şeyler olacaktır. İşte biz de o zaman Müslümanlığın gerçek anlamda yaşatıldığını görmüş oluruz" dedi.



'Bu süreçte Ermeni ve Rum kiliseleri fiziki anlamda yok edilmeye çalışıldı'

Süryanilerin bölge illerinde yaşadığı soykırımlar sonucu İzmir'e yerleştiğine dikkat çeken Tozduman, "İzmir Süryaniler için soykırım dönemlerinde uğrak bir yer oldu. Ezilen ve yok sayılan bir halk olan Süryanilere, yaşam için alternatif sunulmamıştır. O nedenle Türkiye'de yaşarken kendi din ve kimliklerini yaşayamamıştırlar" dedi. İzmir'in Süryaniler gibi Ermenilere ve Rumlara da yaşam olanı olduğunu söyleyen Tozduman, şunları söyledi: "Ama 1970'li yıllarda İzmir'de çoğunlukta olan Ermeni ve Rumların ibadethaneleri yıkıldı ya da cami olarak kullanıma açıldı." 1922 İzmir yangınında Rum kiliselerinin yakıldığını hatırlatan Tozduman, "Bu süreçte Ermeni ve Rum kiliseleri fiziki anlamda yok edilmeye çalışıldı. Şu anda da ibadetlerini İtalyan, Amerikan kiliseleri etrafında yapıyorlar. Şu an bir Süryani kendi ibadetini yapabileceği bir ibadethanesi olmadığı için, farklı farklı manastırlarda ibadet ediyor" diye belirtti. 


08 Temmuz 2013 Pazartesi 09:21 -  DİHA

Haydi ! Hep Birlikte Bir kez Olsun Süryani Halkı İçin Direnelim

 
 
24. Juni 2013 um 13:48
   
 Zeynep Tozduman

Türkiye gündemini yaklaşık 25 gündür işgal eden ”Gezi parkı” eylemliği ve protestolar hala devam ederken, gözlerinizi bir de Süryanilerin kutsal mekanı olan Deyrulzafaran ve Mor Gabriel manastırına çevirmenizi istiyorum bu kez. Kamu oyundan herkesin bildiği üzere 2008′den beri süregelen 1610 yıldır Süryani halkının bir eseri olan Mor Gabriel Manastırı; toprak davası ile ilgili hukuksuzluk halen pazarlık konusu olmaya devam ederken bu kez başka bir manastırda yaşanan acı gerçekle karşılaşıyoruz.

Mardin Süryani Kadim Deyrulzafaran Idare Yönetimi ile ilgili Suryoyosat’ ta bir bildiri yayınlandı. Bildiri de; Süryanilere yardim çağrısı yapılıyordu. ”Yardim,” Deyrulzafaran Manastırının elektriğinin bir kaç yıldır ödenemediğinden dolayı borcunun 350 Bin TL ulaştığını açıkladılar ve bu borç, rakam ödenemez bir duruma geldiği için Avrupa’daki Süryaniler yardim eli uzatmazlarsa, Manastırın elektriği kapanma tehlikesinde kalacağını bildirdiler”.

Sosyal medya aracılığı ile öğrendiğim bu haber beni derinden sarstı. Bu bildiri, bir halkın son çığlığı gibiydi kulaklarımda. Elbette Avrupa da anayurtlarından uzak yaşamak zorunda kalan Süryaniler; ekmeğinden, aşından kesip bu parayı temin edeceklerdir buna tüm kalbimle inanıyorum. Asıl mesele, bu ülkenin yurttaşı olan Azınlıklara reva görülen bu acı çığlıkların ne zaman sona erdirileceği ile ilgilidir.
Son altı yıldır Mor Gabriel davası ile vurulan Süryani halkı şimdilerde Deyrulzafaran manastırı ile vuruluyor. Deyrulzafaran manastırı ile ilgili tarihi bir bilgiyi kısaca paylaşmak istiyorum.
”İsa’dan sonra 5. yüzyılda inşa edilen Deyrulzafaran Manastırı, muhteşem mimarisi yanında Süryani Kilise’nin önemli merkezlerinden biridir. 1932′ye kadar 640 yıl boyunca Süryani Ortodoks patriklerinin ikametgâh yeriydi.

Manastır, Mardin’in 4 kilometre doğusunda, şirin bir dağ yamacında, Mardin ovasına hâkim bir noktadadır. 15. Yüzyıldan sonra da Manastır’ın etrafında yetişen zafaran (safran) bitkisinden dolayı Manastır, Deyrul-zafaran ( Safran Manastırı) adı ile anılmaya başladı. Manastır bu gün de Süryani Kilisesi’nin önemli dini merkezlerinden biridir”.
Şimdiki metropolitleri olan Saliba Özmen, Amerika Oxford üniversitesinde teoloji eğitimi görmüş, 5 dil bilen aydın bir din adamıdır.
 Mardin Metropoliti’nin ikametgâhı olan Deyrulzafaran Manastırı, dünyanın dört bir yanına dağılmış( 1915 Seyfo =Süryani Soykırımı nedeniyle) Süryaniler tarafından dua ve bereket almak için ziyaret edilir. Yine binlerce yerli yabancı turist, kısa veya uzun bir yol kat ederek Manastır’ı ziyaret etmektedir. Her iki manastıra yapılan bu turistik ziyaretler Türkiye ekonomisine milyonlarca dolar olarak büyük katkı sağlamakta ve reklam olmaktadır.
Bu memlekete vergisini ödeyen Süryaniler/Rumlar/Ermeniler Azınlık ve eşit yurttaşlık hakkından neden ve niçin yararlandırılmıyor? Anlamıyorum bir türlü. Bu manastırların ve tarihi eserlerin Türkiye ekonomisine katkısına rağmen elektrik faturasını ödeyemedikleri için faal olan bir Manastır/Kilise işlevsiz hale gelirse bundan hepimiz sorumlu oluruz. Empati kuralım ve bu kadim halkların içinde yaşadığı depremleri biraz olsun anlamaya gayret edelim. 6 bin yıldır bu coğrafyanın en kadim sahipleri olan Süryaniler kendi anayurdunda bir yabancı gibiler şimdi. Yabancı muamelesi görmek üstelik anayurtlarında… Ne acıdır bir düşünün vicdanlarınızı bir kez olsun insanlık adına konumlandırın. Utanmadan basında sürekli devletin etkili ve yetkili ağızları manastır ve kiliselerin elektirik faturalarını devlet ödüyor diye asparagas haber yaptıklarının ispatıdır bu manastırın elektrik faturası.

http://www.internethaber.com/kiliselerin-elektrik-faturasi-devletten-522757h.htm

Eğer ki, devlet kiliselere, manastırlara elektriği bedava dağıtıyorsa. Neden Süryanileri bu yasadan yararlandırmıyor? Çünkü onlar işlerine geldi mi Azınlık, işlerine gelmedi mi asli unsurdurlar.
Gezi direnişiyle başlayan süreçte başta Kürt halkına ve ardından da sürekli Soykırım yaşayan halklar vurulmaya devam ediyor.

Sistem, bu ülkede Süryanileri/Ermenileri/Rumları/Kızılbaşları/Ezidileri yüzyıldır hep vuruyor. Devlet, Süryani halkının inanç mabetlerinin son kaleleri olan Mor Gabriel ve Deyrul Zafaran manastırlarını hileyle, gaspla ele geçirmek için sanki gizlice düğmeye basmış durumda. Manastırlarla ilgili bu sorunlar devam ederken yaklaşık 60 gün önce Türkiye-Suriye sınırında Halep’te kaçırılan iki metropolitden ise hala bir haber yok. Öldürülmüş olma şüphesiyle yaşıyor Süryani halkı. BDP ‘den Süryani milletvekili Erol Dora’nın bakanlardan bu konuda yardım istemesine rağmen, henüz yürekleri serinletici bir gelişme de yok. Halep’te kaçırılan metropolitlerin serbest bırakılması ile ilgili Türkiye’den ve Suriye’den umudunu yitiren Avrupalı Süryaniler pek yakında Avrupa kamuoyunun dikkatini çekmek için Almanya/ Frankfurt’da hem Metropolitlerin serbest bırakılması hem Ortadoğu barışıyla ilgili 6.07.2013, saat 10.30’da bir miting düzenleyecekler. Kaçırılan metropolitler ve manastırların sorunlarıyla boğuşan Süryanilere ne zaman bu ülkede rahat ve huzurlu bir ortam sağlayacağız bilmiyorum.

Bir Süryani dostu olarak direnişlerimiz hayatın her rengini kapsamalı. Dün Gezi parkında, Van’da ve Mardin’de ağaç katliamları için, Bu gün   Deyrulzafaran manastırının elektiriğinin kesilmemesi, işlevini sürdürmesi, yasal haklardan yaralandırılmaları için hep birlikte direnelim.
Madem ki, ” hiçbir şey bu ülkede eskisi gibi olmayacak” o zaman bir kez de Süryani halkı için durarak direnelim. Ve bu direniş de Süryani halkından çok, bizlere görev düşüyor. Bu ülkenin; soykırım yaşayan halklara özellikle Süryani/Ermeni/Rum/Ezidi’lere karşı, insanlık borcu vardır. Gün, bu borcu ödemenin günüdür. Ve gün, Mor Gabriel ve Deyrulzafaran manastırı ile dayanışma günüdür. Gün, bu manastırlar şahsında Süryani halkınla yan yana durma günüdür.


Halep Süryani Ortodoks metropoliti Yuhhana İbrahim, Neredeler?

Halep Süryani Ortodoks metropoliti Yuhhana İbrahim, Neredeler?
Bildunterschrift hinzufügen

Zeynep Tozduman -  22 Nisan’da 
 
 22 Nisan’da Türkiye’den Suriye’ye giderken, Halep yakınlarında özgür Suriye ordusu ( ÖSO ) kontrolündeki bölgede, çeçen savaşçılar tarafından kaçırılan, Ortadoğu barışı için çalışan Halep Ortodoks Kilisesi Metropoliti Pavlo Yazıcı ile Halep Süryani Ortodoks metropoliti Yuhhana İbrahim, neredeler?
 
15.07.2013 / 18:55


Türkiye’den Suriye’ye giderken, Halep yakınlarında özgür Suriye ordusu ( ÖSO ) kontrolündeki bölgede, çeçen savaşçılar tarafından kaçırılan, Ortadoğu barışı için çalışan Halep Ortodoks Kilisesi Metropoliti Pavlo Yazıcı ile Halep Süryani Ortodoks metropoliti Yuhhana İbrahim, neredeler? 
Mazlum Süryani halkının metropolitleri için daha kaç pazarlık yapılacak?
AKP’nin yayın organı olan ( üç maymunu oynayan) sabah gazetesinde çıkan, asparagas haberle gündemi bu güne değin oyalamayı başaranlar. Size hiç bir zaman inanmadım/güvenmedim.

Şahsım adına inancım o dur ki, bu 2 metropolit çoktan katledilmiştir. Umarım yanılırım. Yanılmayı ne çok isterim.
Madem mübarek aylardayız… Ne mübarek ama!!! Her gün acı, her gün gözyaşını orucuna katık yapanların, çoğunluk olduğu bir ülkede insan yaşamından daha mübarek ne olabilir ki… Hayatta tek bir dine inanıyorum. O’da vicdandır. 
E be mübarekler! Komşun kan ağlarken bile kandan kına yakanlar... Sizin mübarek dediğiniz oruçlar çarpsın sizi. 

Bir Süryani dostu olarak, bu metropolitlerin akıbetleri belli olana dek yaşanan bu olayları unutmayacağız, unutturmayacağız.
aykiridogrular.com

Montag, 15. Juli 2013

Süryaniler Çocukları İçin Ana Sınıfı İstiyor

15.07.2013 / 00:19 
Süryaniler Çocukları İçin Ana Sınıfı İstiyor
 
 
 
Mardin’de yaşayan 3000′e yakın Süryani vatandaşı, Okullarda Süryanice dilininin eğitiminin verilmesini istiyor. İki yıl önce Milli Eğitim Bakanlığına baş vurarak ana sınıflarında Süryanice sınıfların açılmasını istediler. Ancak iki yıl önce dönemin Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri bu isteği geri çevirerek “Milli Eğitim Bakanlığı Mevzuatında yeri yoktur”diye taleplerini geri çevirmişlerdi.

Mardin’de yaşayan 3000′e yakın Süryani vatandaşı, Okullarda Süryanice dilininin eğitiminin verilmesini istiyor.

İki yıl önce Milli Eğitim Bakanlığına baş vurarak ana sınıflarında Süryanice sınıfların açılmasını istediler. Ancak iki yıl önce dönemin Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri bu isteği geri çevirerek “Milli Eğitim Bakanlığı Mevzuatında yeri yoktur”diye taleplerini geri çevirmişlerdi.


Mardin Süryani kadim Deyrulzafaran manastırı ve kiliseler vakfı yönetim kurulu üyesi ve başkan vekili Yılmaz Hiçbezmez konuyu tekrar gündeme getirerek şunları söyledi.

“Mardin Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsünde Süryani Dili ve Kültürü Anabilim Dalı bile kuruldu. Ben bu yaşıma kadar kendi ana dilim olan Süryaniceyi okuyup yazamadım. Bari çocuklarımız Süryani dilini öğrensinler, Mardin bir hoşgörü şehri ve diyarı ise, Mardin Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller enstitüsünde Süryani Dili ve Kültürü Anabilim Dalı kuruluyorsa ve bütün yabancı dillerin eğitimi veriliyorsa Süryanice neden bunların arasında değil. Bizimde çocuklarımızın Süryani dilini öğrenmeye okumaya yazmaya hakları vardır diye düşünüyorum ve bu gayeyle iki yıl önce Milli Eğitim Bakanlığına baş vurmamıza rağmen red cevabı geldi. Şimdi Mardin’de herhangi bir okulda Süryanice sınıfın açılmasını istiyoruz, çocuklarımız, ve torunlarımız ana dilleri olan Süryaniceyi öğrensinler istiyoruz” diye belirtti.

Mardin Süryani Kadim Vakfı yöneticilerinden halen İstanbul’da ikamet eden eski gazetecilerden Münir Kilimci ile İstanbul Marev (Mardinliler dayanışma ve eğitim vakfı) başkanı Fehmi Tahincioğlu ise “Bugün hükümetin paylaştığı bu süreç çerçevesinde Herkes kendi ana dilini öğrenme hakkına sahip olacaktır” umuduyla süreci Süryaniler olarak büyük takdirle karşıladık. Barış sürecini de desteklendiğimizi defalarca belirttik. Niçin Mardin’de Süryanice bir ana okul açılmasın ki biz çocuklarımızın yasal yollarla Süryaniceyi öğrenmelerini istiyoruz” diye belirtti.

Haber: Hamdiye Özay / Fotoğraf :Adnan Avuka


aykiridogrular.com

Freitag, 5. Juli 2013

Nachbarschaftshilfe für die Aramäer

Auf Initiative des FDP-Landtagsabgeordneten Karlheinz Busen (l.) konnten Bischof Mor Polycarpus Augin Aydın (2.v.l.) und Daniyel Demir (r.) ihre Sorgen über die Situation der aramäischen Christen in Syrien bei Bundesaußenminister Guido Westerwelle persönlich vortragen.
Auf Initiative des FDP-Landtagsabgeordneten Karlheinz Busen (l.) konnten Bischof Mor Polycarpus Augin Aydın (2.v.l.) und Daniyel Demir (r.) ihre Sorgen über die Situation der aramäischen Christen in Syrien bei Bundesaußenminister Guido Westerwelle persönlich vortragen. Foto: privat
 
Münsterländische Volkszeitung, Fr., 05.07.2013

Gronau - Die Situation der Christen in Syrien ist schwierig. Seit dem Beginn des Bürgerkriegs geraten sie immer öfter zwischen die Fronten. „Übergriffe radikalislamische Rebellen auf die christliche Minderheit in Syrien sind an der Tagesordnung. Am 22. April wurden zudem zwei hochrangige Bischöfe von Rebellen in Syrien entführt. Bis heute gibt es leider noch kein Lebenszeichen von ihnen.“ Das erklärt der Gronauer FDP-Landtagsabgeordnete Karlheinz Busen.

Um Hilfe wurde der FDP-Politiker daher von seiner Eminenz Mor Polycarpus Augin Aydın, Bischof der syrisch-orthodoxen Kirche mit Sitz im Kloster St. Ephrem in Losser gebeten. Der Bischof und der Vorsitzende des Bundesverbands der Aramäer in Deutschland, Daniyel Demir, baten Busen um Vermittlung eines Gesprächs mit Bundesaußenminister Guido Westerwelle, um auf die Situation der Christen in dem vom Bürgerkrieg erschütterten Land aufmerksam zu machen.

Das Gespräch konnte Busen kurzfristig am Rande des Sommerfestes der FDP-Landtagsfraktion in Düsseldorf organisieren. „Wir sind zutiefst erschüttert über das Schicksal vieler Christen in Syrien und darüber, dass unsere Bischöfe in Syrien bis zum heutigen Zeitpunkt noch nicht freigelassen wurden“, erklärte der Bischof im Gespräch mit dem Außenminister. Weiterhin warb er um eine genaue Prüfung, welche Rebellen durch die Bundesregierung mit Geldern unterstützt werden. „Es ist nur noch sehr schwer möglich, in Syrien zwischen Gut und Böse zu unterscheiden“. Westerwelle versprach alles in der Macht der Bundesregierung Stehende zu tun, um die Freilassung der Bischöfe zu erreichen.

mv-online.de

Dienstag, 2. Juli 2013

Türkei: Ein Kloster auf schwankendem Grund

Markus Bernath aus Midyat, 2. Juli 2013, 05:30
Die Türme von Mor Gabriel im Südosten der Türkei. Der Metropolit, zwei Dutzend Nonnen, Mönche und Arbeiter leben im Kloster der alten syrisch-orthodoxen Kirche.
foto: bernath/standard
Die Türme von Mor Gabriel im Südosten der Türkei. Der Metropolit, zwei Dutzend Nonnen, Mönche und Arbeiter leben im Kloster der alten syrisch-orthodoxen Kirche.
 
Ein absurd anmutender Rechtsstreit belastet das Verhältnis zwischen dem türkischen Staat und seinen christlichen Minderheiten: Mor Gabriel, ein Kloster aus dem vierten Jahrhundert, soll illegal Land besetzen.
Unter einem Wald stellt sich der Europäer gemeinhin etwas anderes vor, aber um den "Wald" dreht sich alles hier, weit im Südosten der Türkei, in der kargen Landschaft des Tur Abdin, des Berges der Knechte Gottes, wo das Kloster Mor Gabriel liegt.

Die Papierservietten auf dem Kaffeehaustisch gehen schon aus, auf denen Kuryakos Ergün den "Wald" aufmalt, um den im nun im sechsten Jahr in Folge prozessiert wird: rund 50 Hektar Busch, Oliven- und Obstbäume, innerhalb der Mauern von Mor Gabriel und außerhalb des Klosters, dazwischen viel hellbraune Steinwüste.

Es sieht ein bisschen aus wie Jackson Pollock, was Kuryakos Ergün, der Chef der Mor-Gabriel-Stiftung, aufmalt. Ein abstraktes Gemenge mit Blasen und Kreisen, zu dem das Oberste Berufungsgericht der Türkei im Juni 2012 sein letztes Wort gesprochen hat: Das Kloster Mor Gabriel (Heiliger Gabriel), eines der wichtigsten Zentren der syrisch-orthodoxen Kirche, besetzt illegal seinen Grund und Boden. Denn "Wald" ist in der Türkei Staatseigentum.

Die Causa liegt mittlerweile beim Europäischen Gerichtshof für Menschenrechte in Straßburg, unterstützt von einer Reihe von Parlamenten in der EU, darunter auch dem österreichischen Nationalrat. Denn die richterliche Entscheidung von der "Landbesetzung" scheint einigermaßen absurd: Mor Gabriel, 397 nach Christus gegründet, war schon da, als es weder die Türkei noch die Seldschuken gab, die dann aus Zentralasien ihren Eroberungsfeldzug nach Anatolien antraten (Schlacht von Manzikert 1071).

150.000 Gläubige der syrisch-orthodoxen Kirche, in der noch Aramäisch gesprochen wird, haben in den 1970er-Jahren um die Stadt Midyat im Tur Abdin gelebt, sagt Kuryakos Ergün; zwischen 2000 und 3000 sind es heute nur noch. "Wenn Sie die Gründe dafür verstehen, dann verstehen Sie auch, warum nun auf Mor Gabriel herumgehackt wird. Niemand verlässt ohne Grund willentlich sein Land."

Der Rechtsstreit um das Kloster bleibt in diesen Wochen des gesellschaftlichen Aufruhrs und Umbruchs in der Türkei ein Symbol für das schwierige Verhältnis des Staates zu den christlichen Minderheiten im Land. In bald elf Jahren an der Macht tat die konservativ-islamische Partei für Gerechtigkeit und Entwicklung (AKP) mehr für Nichtmuslime als die Vorgängerregierungen. Doch dann wiederum sind es oft halbherzige Schritte aus Furcht vor der sunnitisch-nationalistischen Stammwählerschaft, die mit Argwohn jedes Zugeständnis an die Christen verfolgt.

Und über allem hängt der Verdacht, die AKP gebe den christlichen Minderheiten nur deshalb Rechte zurück, um der 95-Prozent-Religion Islam in der rechtlich laizistischen Türkei noch mehr Geltung im Alltag zu verschaffen. Der Prozess gegen Mor Gabriel, angestrengt von drei Dörfern in der Umgebung des Klosters, die den Grund beanspruchen, ist kompliziert. Einmal geht es um 276 Dönüm, etwa 25,4 Hektar, innerhalb der Klostermauern; diesen Prozess verlor die Klosterstiftung bereits 2009. In einem anderen Verfahren wird Mor Gabriel eine 244 Dönüm (22,4 ha) große Fläche außerhalb der Mauern strittig gemacht; diesen Prozess gewann das Kloster zunächst gegen das türkische Finanzministerium, dem die "Wälder" als Eigentum unterstehen. In zwei weiteren Verfahren geht es um die Klostermauer selbst und um leeres Land zwischen Mor Gabriel und den Dörfern.

Pacht als Angebot

Den Grund, auf dem das Kloster selbst steht, fechten Finanzministerium und Dorfbewohner nicht an. Doch mit dem Verlust der weiten Baumflächen hätte Mor Gabriel keine Lebensgrundlage mehr, argumentiert die Stiftung. Ahmet Davutoglu, der - bezeichnenderweise - als Außenminister der Regierung die Kontakte zu den nichtmuslimischen Minderheiten unterhält, hatte angeboten, das Kloster könne die Flächen vom Staat pachten. "Unmöglich", meint Kuryakos Ergün, "sie sind unser Eigentum."

"Wichtiger als jede Moschee"

Aber dann gibt es wiederum auch Oguzhan Bingöl, den freundlichen Kaymakan von Midyat, den Präfekten der Region. Die Türken fühlen sich ein wenig unwohl über die Berichterstattung zu Mor Gabriel in den westlichen Medien, sagt er. "Sie zeigen uns so, als ob wir muslimische Eroberer sind." Zehnmal mehr Land würde er dem Kloster noch geben, wenn es nach ihm ginge, sagt Bingöl. "Ich bin Muslim, aber mein Ideal ist die positive Diskriminierung von Minderheiten. Mor Gabriel ist der größte Wert, den diese Region hat. Für Midyat ist es wichtiger als jede Moschee hier."

Eine neue Straße will der Kaymakan noch in den nächsten Wochen bauen lassen, damit mehr Touristen zum Kloster fahren können. Zum Abschied verschenkt er drei Wunderkugeln mit Nachbildungen von Mor Gabriel und einem Minarett neben einem Kirchturm. "Der Streit ums Land wird beigelegt", versichert er. Man muss nur die Kugeln schütteln, dann rieseln die Glitzersternchen.

(Markus Bernath, DER STANDARD, 1.7.2013)

Heile Welt unter Glas: Für die Kleinstadt Midyat ist das Kloster ein Tourismusgeschäft. 130.000 Besucher kamen im vergangenen Jahr, darunter viele Muslime.
foto: bernath/standard
Heile Welt unter Glas: Für die Kleinstadt Midyat ist das Kloster ein Tourismusgeschäft. 130.000 Besucher kamen im vergangenen Jahr, darunter viele Muslime.

derstandard.at/

Montag, 1. Juli 2013

Bin 700 [?] yıllık İncil'i satamadan yakalandı

Bin 700 yıllık İncil'i satamadan yakalandı

28 Haziran 2013
Tekirdağ'da jandarmanın yaptığı operasyonda bir kişi, satmaya çalıştığı bin 700 yıllık ceylan derisi üzerine Aramice yazılı İncil ile birlikte yakalandı.
Edinilen bilgiye göre, İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, G.D. isimli şahsın Suriye'den temin edeceği İncil'i satmak istediği istihbaratını aldı. Yapılan takip neticesinde G.D. satmaya çalıştığı Suriye'den temin ettiği ceylan derisi üzerine Aramice yazılmış, 17 yapraktan oluşan İncil'le birlikte yakalandı. G.D. ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. Tekirdağ Müze Müdürlüğü'nün yaptığı ön incelemede İncil'in bin 700 yıllık olduğu değerlendirilirken, ele geçen tarihi eser Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi.

zaman.com.tr/

(Not: Bu Incil 1700 yillik eski olamaz, Gabriel Rabo)