Dienstag, 3. Juni 2014

BARIŞIN VE HOŞGÖRÜNÜN TEMSİLCİSİ SÜRYANİ PATRİK AFREM KERİM



 


3.6.2014

Süryani halkı için çok önemli olan, yeni patrikleri Mor İğnatius II Afrem Kerim’in kutsama (Resamet ) törenine bizzat katılarak bu tarihe tanıklık ve bir dipnot düşmek için yollara düştüm. Suriye'de yaşanan savaş nedeniyle önce Beyrut’a, oradan da Suriye Devlet başkanı Esat Sedat’ın sıkı güvenlik önlemleri ve koruması altında, dünyanın dört bir yanından gelen Süryani dostlarla Şam’a yolculuğa çıktım.

Uzun yolculuklar hep ayrılıkları getirir aklıma... Ekonomik, Siyasi, Psikolojik, Sosyolojik, askerlik, nedeniyle memleketinden ayrı yaşamak zorunda kalan insanlar… Kadim bir coğrafyanın, kadim halklarının 1915 soykırımı (Seyfo) nedeniyle, nar taneleri gibi dünyanın dört bir yanına dağılması ve anayurtlarından (Turabdin) ayrı kalması o kadar acı ki... Onlar memleketine, vatan toprağına hasret biz onlardaki insan kokusuna hasret. Kadim halkların dillerini bilmemekten ötürü Beyrut ve Suriye gezisinde büyük sevinçler yaşadığım kadar ilk kez bu kadar büyük üzünçlerde yaşadım.

Dünyadaki tüm Süryanilerin dini lideri seçilen Süryani Ortodoks Kilisesi Patriği Mor Ignatius II Afrem’in Resameti, 29 Mayıs 2014 günü patrikhane merkezi Şam’da muhteşem bir törenle yapıldı. Son 3 yıldır Suriye’de süren savaşın, tüm yakıcılığına rağmen katılım oldukça yüksekti. Dostluk, barış, sevgi, insanlık kokan bu tarihsel tören nasıl kaleme dökülür bilmiyorum. Yaşamak, hissetmek gerek! Bu toprakların yüzyıllardır görmediği bir güzelliğe tanık olmak beni oldukça duygulandırdı.

Katılımcılar arasında Suriye Müftüsü ve dört bakanı, Nusayri (Arap alevileri) lideri, Rum Ortodoks Kilisesi, Ermeni Ortodoks Kilisesi, Vatikan Kilisesi, Marunî Süryani Kilisesi, Asurî Kilisesi, Mısır Koptik Kilisesi, Hindistan Kilisesi, Etopya Kilisesi, İngiltere Englikan Kilisesi, Keldani Kilisesi, Süryani Katolik Kilisesi ruhani temsilcileri ve 61 metropolit vardı. Resamet sırasında en çok ilgimi çeken, Patrik Mor Ignatıus II Afrem’in ve kutsamaya katılan bütün metropolitlerin daha önce patriklik yapanların kullandığı başlığın, madalya ve asasının mirasını sahiplenerek, 1932'de ölen Patrik İlyas Şakir'in asasını özellikle tek tek tutarak Süryani Kilisesine bağlılık ve sadakatlerini yerine getirmek için yemin etmesidir. Ayinin sonlarına doğru ise Suriye müftüsü, Dünya Süryani lideri Patrik Afrem Kerim ve diğer Kilise (Ermeni, Rum, Keldani, Marunî Süryani, Kıpti, Asurî v.s. ) temsilcileriyle el ele tutuşarak birliği, beraberliği çağrıştırması katılımcıları zaman zaman hüzne boğmuştur.

Savaş koşullarında yaşayan Suriye'de, barışa olan özlem patrikhanede, kutsama sırasında bile öylesine egemendi ki... Anadolu denilen topraklarda yıllardır yitirdiğimiz, alışkın olmadığımız bu birlik ve beraberlik görüntüleri beni çok ama çok duygulandırdı. İnsanlar hep böyle dost olsa, hayat bayram olurdu. Suriye ve Avrupa televizyonlarından naklen verilen bu Resamet’te gördüğüm o ki, Suriye’de ve dünyada artık insanlar savaş istemiyor.

Yüzyıllardır kanla sulanan bu toprakların kadim halkları, ayinlerinde bile artık barış için dua ediyorlar. Patrik Afrem Kerim ile yaklaşık 1,5 saat süren ses kayıt cihazıyla yaptığım röportajımda, gönüllü çevirmenliğimizi sevgiyle, sabırla, hoşgörüyle yapan benden dostluğunu esirgemeyen, değerli Hollanda Metropoliti Augin Aydın’a buradan bir kez daha teşekkürlerimi bir borç bilirim.

Röportaja geçmeden evvel Patrik Afrem’in kısa öz geçmişini ansiklopedik bilgilere dayanarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Patrik Afrem Kerim, 1915 Soykırımında (Seyfo ) Mardin/ Nusaybin’den Kamışlı’ya göç eden yüz binlerce Süryani aileden sadece biridir.

‘’3 Mayıs 1965 Suriye/ Kamışlı’da ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelmiş olup, çok küçük yaşlarda babasını kaybetmiştir. Dine olan eğilimi onu 1977 yılında Lübnan'da Mor Afrem Teoloji Okulu'nda eğitime başlamasına, 1982 yılında, O’nun Halep, Suriye Başpiskoposluğuna yükselmesine neden olmuştur. 1984-1988 seneleri arasında Halep Metropolitliği hizmetine girmesi ve bu hizmeti almasıyla 1985 yılında rahiplik yemini etti. Kıpti Teoloji Okulu'ndan yükseköğretim derecesinde mezun oldu. 1988-89 yıllarında Merhum Patrik Zakka I Iwas'ın sekreteryası görevini yürüttü. Mor Afrem Teoloji okulunda öğretmenlik yaptı. 1991'de İrlanda'da eğitim aldı ve doktorasını "Erken Hıristiyanlıkta Haç Sembolizmi" üzerine yaptı. 1996 yılında Patrik tarafından Doğu Amerika Birleşik Devletleri Metropoliti olarak takdis edildi. New Jersey'deki Mor Markos Katedrali'nde göreve başladı. Klasik Süryanice ve Turoyo ana dilinin yanı sıra iyi derecede İngilizce, Arapça ve Fransızca da bilmektedir’’.

Patrik ile yaklaşık 1,5 saat olan görüşmede kendisine yönelttiğim sorularım;
• 22 Nisan Türkiye- Suriye sınırında kaçırılan metropolitlerin ( Pavlus Yazıcı ve Hanna İbrahim) akıbetleri konusunda Patrik II Afrem’in bildiği kamuoyunun bilmediği bir şey var mı?
• Kaçırılan metropolitlerin sağ olduklarına inanıyor mu? • Süryani soykırımı (Seyfo) hakkında ne düşünüyor?
• Başta Süryani halkı olmak üzere Orta doğu halklarına barışa nasıl bir katkı koyabilir?
• Patrik ilan edildiğinde neler hissettiğini, yıllardır Amerika'da Metropolitlik yapan genç ve dinamik biri olarak Suriye'de Patriklik yapmak sizi korkutmuyor mu? Şam'da mı, Lübnan’da mı ikamet edeceği? Konusunda sorular yönelttim.

Aldığım cevaplar beni dolayısıyla memnun etti. Ortak dostlarımız Seyfo Center’in başkanı Sabri Atman ve Yönetmen Nuri Kino’dan aldığım bilgiler doğrultusunda değerli patriğin sözleri ise beni hiç şaşırtmadı. Patrik Mor Ignatius II Afrem, kaçırılan metropolitlerin öldüğü konusunda bir belge ve resim bu güne kadar kamuoyuna servis edilmediği için sağ olduklarına inanıyor. Ayrıca kaçırılan metropolitlerin Seyfo konusunda pazarlık edilebilme olasılığını da bize işaret ediyor. Kaçırma olayında Mit’in parmağı olabileceği gibi, Çeçen- El Kaide – El Nusra gibi İslami örgütlere Türkiye'nin her türlü desteği verdiğini, medya ve iletişim araçları sayesinde kamuoyunun öğrendiğini dile getirdi.

2015’de yüzüncü yılına girecek olan Seyfo için patrikhane olarak hazırlıklar yapacaklarını 24 Nisan’ın Kiliselerinde ''şehitler günü'' ilan edilmesi konusunda çalışma yapmayı düşündüklerini de sözlerine ekledi. Azınlıklar ve Soykırım ile ilgili araştırmacı bir yazar ve journalist olarak, İlk kez bir Dünya Süryani ruhani lideriyle Soykırım ( Seyfo) konusunu konuşmak beni oldukça keyiflendirdiğini itiraf etmeliyim. Unutulan ve görmemezlikten gelinen bir soykırımı ( Seyfo) kim bilir? belki de 123. Patrik sayesinde hem dünya, hem ülkemiz böylece tanımış olur.
Başta Suriye, Türkiye ve tüm Orta doğuda onurlu ve kalıcı bir barışın sağlanması için halkların birbirinden nefret ve küfürle değil, hoşgörü ve sevgi kültürünü mutlaka hayata geçirmek gerektiğini ve kiliselerinde barış ve sevgi için ayinler yapıldığını/ yapılacağını da sözlerine ekledi.
Patrikliği ilan edildiğinde öncelikle kendisini çok zayıf bulduğunu ama aynı zamanda tanrının gücünü içinde hissettiğini ve tanrının iradesini temsil edebileceğini, bunun tanrıdan gelen bir çağrı olduğunu ruhani bir çoban olarak bu halka en iyi hizmeti vermenin tarihi bir sorumluluk olacağı duygusuyla görevi kabul ettiğini ve patriklik görevini Şam'da yapacağını beyan etti.
Sohbetinden ve insan sıcağı davranışlarından anladığım kadar, Süryani halkı için Patriğin seçimi isabetli bir karar olmasının yanı sıra, Kiliseleri birleştirme ve barış yanlısı tutumuyla belki de Orta doğuda dengelerin barışa, halkların kardeşliğine ve özgürlüğe yol almasının anahtarı da olabilir.
Yaşatılan önca acıya rağmen hala barış, özgürlük ve sevgi adına adımlar atan Süryani halkı inanıyorum ki, bu topraklarda barışın yegâne adresidir. Bu topraklara bir gün barış gelecekse Süryani'lerle gelecek.

Gözü yaşlı, kanla sulanan yaralı coğrafyanın öksüz ve yetim bırakılmış Süryani halkının evlatlarının yüreklerine, bizler yüreklerimizi yatırdığımız kadar insanız. Bu kadar kadim ve hoşgörülü, sevgi dolu bir halkın, ancak bu kadar naif ve alçak gönüllü bir patriği olur.

Dünyadaki tüm Süryanilerin dini lideri olarak Süryani Ortodoks Kilisesi Mor Ignatıus II Afrem’in patriklik görevini başarıyla yürüteceğine inanıyorum.

Patrik Mor Ignatıus II Afrem’in patrikliği başta Süryani halkına ve tüm Orta doğu halklarına hayırlara vesile olması dileğiyle...

ZEYNEP TOZDUMAN

Montag, 2. Juni 2014

Schönborn gratuliert neuem syrisch-orthodoxen Patriarchen


Als Erzbischof von Wien "besondere Freude mitzuteilen, dass die syrisch-orthodoxen Gemeinden in der Bundeshauptstadt wachsen und gedeihen"
02.06.2014



Kardinal Christoph Schönborn hat dem neuen syrisch-orthodoxen Patriarchen Ignatius Ephrem II. herzliche Glück- und Segenswünsche übermittelt. "Pro Oriente"-Präsident Johann Marte überbrachte das Schreiben zur ersten Liturgiefeier des neuen Patriarchen in der Kirche St. Ephrem in Beirut-Ashrafie.

Schönborn erinnerte daran, dass bei der Inthronisation von Ignatius Ephrem II. am 29. Mai in der St. Peter-und-Paul-Kathedrale in Sednaya unweit von Damaskus in "eindrucksvoller Weise" sichtbar geworden sei, "dass die syrisch-orthodoxe Kirche eine Weltkirche ist". Sie sei außer in ihrem nahöstlichen Ursprungsgebiet auch in Südasien, Europa, Amerika und Ozeanien lebendig.

Dieses Aufblühen auf verschiedenen Kontinenten nähre die Hoffnung, dass die Kirche von Antiochien "auch in der ursprünglichen Heimat die große Tradition ihres unbeugsamen Zeugnisses für den auferstandenen Christus mit neuer Kraft leben kann", so der Wiener Erzbischof. Voraussetzung dafür sei, dass "auch in diesem geografischen und kulturellen Raum eine Gestaltung der politischen Verhältnisse Platz greift, die auf den gleichen Rechten aller Bürger beruht - unabhängig von ihrer ethnischen Herkunft und religiösen Überzeugung".

Als Erzbischof von Wien sei es ihm eine besondere Freude, dem Patriarchen mitzuteilen, dass die syrisch-orthodoxen Gemeinden in der österreichischen Bundeshauptstadt "wachsen und gedeihen und mittlerweile einen unverzichtbaren Bestandteil des Miteinanders der Christen in Wien darstellen", betonte Kardinal Schönborn in seinem Glückwunschschreiben. Im Rahmen ihrer Möglichkeiten unterstütze die katholische Kirche in Wien seit Jahrzehnten die pastorale und kulturelle Arbeit der syrisch-orthodoxen Schwesterkirche.

Zugleich äußerte der Wiener Erzbischof die Hoffnung, dass der neue syrisch-orthodoxe Patriarch der Einladung der Stiftung "Pro Oriente" zum ökumenischen Dialog mit ebensolcher Großherzigkeit gegenüber stehen werde wie sein "unvergessener Vorgänger Mor Ignatius Zakka I. Iwas".

"Müssen uns der Moderne stellen"

Die eigentliche Amtseinführung von Ignatius Ephrem II. war am Christi-Himmelfahrts-Fest (29. Mai) in Sednaya bei Damaskus erfolgt. Die feierliche Liturgie wurde vom Katholikos (Maphrian) Baselios Thomas I. geleitet, der für die Gläubigen der syrisch-orthodoxen Kirche in Südindien zuständig ist. Mehr als 70 syrisch-orthodoxe Bischöfe aus aller Welt nahmen an dem Gottesdienst in der Kathedrale teil, aber auch zahlreiche Repräsentanten der orthodoxen, der katholischen und der evangelischen Kirche mit dem griechisch-orthodoxen Patriarchen von Antiochien, Youhanna X. Yazigi, an der Spitze waren anwesend, ebenso der syrische sunnitische Großmufti Ahmad Badr-ed-din Hassoun.

Patriarch Ignatius Ephrem II. sagte in seiner Predigt: "Wir müssen uns der Moderne und ihren Herausforderungen stellen, aber nicht, indem wir unseren Glauben aufgeben, sondern vielmehr aus der Tradition und dem Wort Gottes heraus handeln." Der für Deutschland zuständige Erzbischof Philoxenos Mattias Nayis sagte nach der Amtseinführung in Damaskus im Gespräch mit Journalisten: "Mit seinem Appell an die Jugend hat der Patriarch den Nerv der Zeit getroffen. Unsere Kirche soll sich öffnen, aber auch ihre kirchlichen Traditionen und die Glaubensinhalte bewahren. Ich verstehe das als klaren Auftrag."

Bei der Amtseinführung setzte der neue Patriarch auch weitere bewusste Zeichen: So übernahm er den Bischofsstab seines unmittelbaren Vorgängers Ignatius Zakka I. Iwas, aber auch Kreuz und Enkolpion des als Heiliger verehrten Patriarchen Ignatius Elias III. Schakir (1867-1932). Elias III. war der letzte syrisch-orthodoxe Patriarch, der die traditionelle Residenz im Kloster Deir-es-Zafaran bei Mardin nutzen konnte. Er musste die Kirche durch die Katastrophe des "Seyfo" führen, die blutige Verfolgung der syrisch-orthodoxen Christen in der Endphase des Osmanischen Reiches. 1931 reiste er auf Einladung des indischen Vizekönigs nach Kerala, um die Kirchenspaltung dort zu überwinden. Elias III. starb 1932 während dieser Mission. Er ist der einzige syrisch-orthodoxe Patriarch, der auf indischem Boden begraben ist.

Ignatius Ephrem II. wurde am 31. März vom Heiligen Synod der syrisch-orthodoxen Kirche in Atchaneh - die Patriarchenresidenz im Libanon - gewählt. Er war Metropolit für die östlichen US-Bundesstaaten. Demonstrativ reiste er nach Damaskus, um klar zu machen, dass die syrisch-orthodoxe Kirche trotz des Bürgerkriegs und der Verfolgung durch islamistische Milizionäre nicht ins Exil gehen werde.


Dieser Text stammt von der Webseite http://www.kathweb.at/site/nachrichten/database/62734.html des Internetauftritts der Katholischen Presseagentur Österreich.

Mittwoch, 14. Mai 2014

Mor Kiryakus Manastırı’nda tarih katliamı!



3. yüzyılda yapılan ve Yukarı Mezopotamya’nın ilk üniversitesi konumuna sahip olan Mor Kiryakus Manastırı, şimdi hayvan gübresi deposuna dönüştürülmüş. Kilisede çevre düzenlemesi ve kazı çalışmaları arkeologlarla değil, İş Kur’dan temin edilen geçici işçilerle kazma kürekle yapılıyor. 

Batman Merkeze 5 km uzaklıkta Dêra Qêre (Ayrancı) Köyünde bulunan Mor Kiryakus Manastırı, 3. Yüzyılda Hristiyanlık Aleminin ilk döneminden kalan en stratejik manastırlarından biri. Binatlı ovasına hakim bir alanda inşa edilen ve Kêre Dağının siyah bazalt taşı ile yapılan kilise, Yukarı Mezopotamya’nın ilk eğitim manastırı olarak kabul ediliyor.

1915 Ermeni katliamı sırasında Kêre Dağı eteklerinden sürülen Süryanilerden sonra çevrede bulunan Müslümanların yerleşmesiyle tarihi manastır ahır olarak kullanılmaya başlıyor. Şimdi ise, hayvan gübresi deposuna dönüştürülmüş. 3 ayda bir Batman Müze Müdürlüğü temizlik çalışması ile hayvan gübresinden arındırıyor. Diğer taraftan kazı çalışmalarının da olduğu manastırda, İŞ-KUR’dan temin edilen geçici işçilerle “tarih araştırma”sı yapılıyor.
 
KAZMA KÜREKLE 'TARİH ARAŞTIRMASI'

Konu ile ilgili bilgi veren Batman Turizm Derneği Başkanı Emin Bulut, binlerce yıllık tarihi yapıtın İŞ-KUR işçileriyle yapılması tarihe saygısızlık olarak değerlendirdi. Bulut, “Kazı sonucunda hafriyattan kitabeler, taş lahitler, su sağdıçları, su kuyuları gibi benzer mezeme çıkıyor. Sözde bir koruma çalışması yapılıyor. Koruma çalışmasına da bu yıl ara verilmiş. 3 ayda bir İŞKUR’dan alınan geçici işçilerle temizliği yapılmaktadır oysa bunun tamamen Arkeologlar, bilim adamları tarafından ve çok yetkin insanlar tarafından kazı yapılması gerekmektedir. Ancak Batman Müze Müdürlüğü çok saçma sapan kazma kürekle kazı yapılmaktadır. Dünyanın en önemli inanç mabetlerine bir hakarettir. Hatta manastırı tel örgülerle kafese dönüştürmesi ayrıca bir saygısızlıktır.  Yetkililere yaptığımız yazılı ve sözlü uyarılarımız dikkate alınmıyor” dedi.

Mor Kiryakus Manastırı isminin 3. Papa’dan aldığına dikkat çeken Bulut, “Ortadoğu ve Batı ülkelerinde bulunan Süryani alemi ya da Hristiyan aleminin en önemli üniversite olması bu manastırda birçok rahip, rahibe, din adamlarını, azizler yetiştirmiş. Mor Kiryakus ismini de 3. Papa’dan alıyor. Vatikan arşivlerinde 3. Papa ismi Mor Kiryakus’tur.”

YILDIZLI KUBBENİN MEZOPOTAMYA’DAKİ TEK ÖRNEĞİ

Mor Kiryakus Manastırının ibadethane bölümünde yıldızlı kubbesinin Hz. Davut yıldızından esinlendiği ve son yüzyılın sembol kubbesi konumunu taşıdığını ifade eden Bulut, şöyle konuştu:
“Burası 100 yıl önce terk edilmiş ve çok önemli altın kaplama çanı vardı. Şu an çan ve eski İnciller Mardin Deyrul-zaferan Manastırında bulunmaktadır. Mardin, Hasankeyf, Bitlis ve Van bölgesinin merkezi manastırı maalesef bir süre öncesine kadar ahır olarak kullanıyordu. Köylülerin bilinçsiz olmasını anlayabiliriz. En az Hasankeyf kadar, Deyrul-zaferan kadar turist çekmesi gerekiyor. İnanç turizmi konusunda muazzam bir destinasyon bulunmaktadır. Yıldızlı kubbesi son yüz yılın ayakta kalan sembol kubbesidir. Bu yapının Mezopotamya’da tek örneği Mor Kiryakus Manastırında bulunmaktadır” diye konuştu.

firatnews.com

Samstag, 10. Mai 2014

1915'DE HIRISTİYAN DİN ADAMI OLMAK ÖLÜMLE DANS ETMEKTİR



10.5.2014

Size bu yazımda binlerce hatta yüz binlerce insanın, sırf Hıristiyan din adamı olduğu için bu ülkede başına gelenlerden sadece Süryani Papaz Matta Hrimo'yu anlatacağım.

Bıtrıs, Yusuf Rume, Brahim Quryo, Süryani Katolik papaz Brahim Gabro ve Papaz Tomas Mırjan, Siirt Keldani Kilisesi Başpiskoposu sekreteri, yazar, arşivci Peder Gabriyel Kappo. Siirt Keldani Başpiskoposu, doğu bilimci, tanrı bilimci, dil bilimci, tarihçi Aday Şer. Süryani Tuma Udo  Urmiye Keldani kilisesi başpiskoposu, doğu bilimci, dil bilimci, tanrı bilimci, tarihçi.
Elazığ Harputlu Prf. Dr Ashur Yosuf ve Midyad Belediye başkanı Galle Hermez Efendi gibi binlerce Süryani aydın ve din adamları hunharca katledilerek ya da idam edilerek öldürülmüşlerdir.

Yaşadığı onca işkencelerden ve zulümlerden sonra şans eseri sağ kalan Süryani papazın başına gelenler,  insanım diyen herkesin ibret alması gereken bir hikayedir.

Yıl 1915... İnsanlığın bittiği, sistematik katliamların yapıldığı yıllar.
Hükümetin tehcir kararı almasıyla öncelikle Ermeniler daha sonra Süryaniler, Pontus Rumlar ve Ezidiler için kabus dolu yıllar başlamıştır.

1915'de yapılan etno-dinsel katliamların ana amacı;  bir zamanlar Hırıstiyan coğrafyası olan bu toprakları tek tipleştirmektir. Panislamist politikalarla özünde Sermayeyi; Ermeni’den, Süryani’den, Pontus Rum'un elinden alarak yeni bir Türkiye yaratmaktı. Osmanlıda 1895 katliamlarını yaşayan bu halklar, Devlette devamlılık esastır ilkesiyle Jön Türklerin başrolü oynadığı 1909 Klikya katliamından sonra en sistematik katliamları 1915 soykırımı ile yaşamışlardır. 

Bu kabus dolu yıllarda , Papaz Matta Hrimo Mardin'e 23 Haziran'da döner. Mardin'de 2. kafilede tutuklananlardan biridir.  1855 Mardin doğumlu olan papaz tutuklandığı sırada 60 yaşlarındaydı.  Mardin'e yorgun, aç, soykırıma katılan Kürtler ayakkabılarını çaldığı için çıplak ayakla geri gelirken tutuklanarak, hapiste önce iki tam gün tutulur. Acı ve işkence dolu günlerden sonra Sultanın affı onu şartsız özgür kılmaktaydı. Lakin cellâtlar onu daha fazla aşağılamadan, işkence yapmadan bırakmak istemiyorlardı. Onu yine hapse aldılar. 25 Haziran Cuma sabahı saat 10 sularında polis şefi ona ''köpek evladı Fransız mısın? Diye sordu. Fransız olması ya da Fransız dostu olması onun işkence görmesi için cinayet suçu mu sayılmalı mıydı? Papaz Matta Hrimo ısrarla ben Osmanlıyım demesine rağmen sözde suç istinat edilerek sorgu devam ettirildi.

Bizim ülkemizde  Osmanlıdan günümüze değin sorgu dediğimiz şey, Falaka, Filistin askısı, eğer sorgulanan Hıristiyan ise çarmıha ( Haç'a)  germe, darp, işkence etme, tazyikli su sıkma, Taciz, Tecavüz, aşağılama, linç etme, işkencede öldürme  anlamına gelir.

Sorgu sırasında Süryani papaz yere yatırılarak önce ayaklarına 300 kere vurulur, ta ki bu işlem cellatlar yorulup, bir diğeri başına geçene Kadar işkence devam Eder. Papaz falakanın acısına dayanamaz ve bayılır. Ayılması ve yeniden işkence görmesi için başından bir kova soğuk su dökülür, ayak tabanları şişinceye ve kan gelinceye kadar bu insanlık dışı muamele devam eder ( 12 Eylül 1980'li yıllarda Diyarbakır zindanlarında devrimciler ve Kürt hareketinden tutuklular bu işkence yöntemlerini çok iyi bilirler ). İşkence sırasında birde sözlü olarak her türlü hakaret edilir. İnancına, tanrısına küfür edilir. Bunu yapanlar da Müslüman’dır üstelik. Hz. İsa'yı peygamber kabul eden Müslümanlar...'' İsa'n gelsin seni kurtarsın'' diyerek alay edilir. Falakadan sonra Süryani papazını başka bir işkence bekliyordu. Papazın her bileğine bir ip bağlarlar ve duvardaki iki halkaya bağlanıp ip gererler, zavallı papaz yerden 10 cm. yüksekte asılı kalır. Bu da haça germe cezasıdır.

Sonra sakalları yolunur, tokatlanır, yüzüne tükürülür. Bir saat sonra kolları yerinden çıkacakken indirilir. Papaz çözüldükten sonra yarı ölü halde yere düşer. Kıpırdayacak halde olmayan papaz bu durumda bile Hıristiyan inancından ''Sakal bırakmak kutsaldır.'' bir milim sapmaz ve eğilir, yolunmuş sakalını yerlerden toplar cebine koyar.
Sultanın affı papazın sadece öldürülmesini önler. Bu af Süryani piskoposluk mali danışmanı papaz Matta Hrimo'ya çok pahalıya patlar. Aslında aşağılanmak ve tartaklanmak istenen onun şahsında piskoposluk makamı yani Hıristiyanlıktır.

Yaşadığı onca işkenceden sonra sadece bir nefeslik canı kalan Süryani papaz nihayet  Sultanın affıyla serbest bırakılır. Fransa ve İsa adına yediği onca dayaktan, işkenceden sonra iyileşmesi uzun zamanlar aldı.
Matta Hrimo şanslı olan papazlardan biridir.  Sultanın affından  önce misyoner yazışmalarından belgelerle  tanık olduğumuz Ermeni, Rum , Keldani, Süryani Katolik din adamlarının çoğunluğu  yaşayacak kadar şanslı olmadıkları gibi akla hayale gelmeyecek işkenceler yaşamışlardır. Ayak tırnaklarının sökülmesinden tutunda, bütün dişlerinin sökülmesi, diri diri yakılması, altın, para v.s aramak için bıçaklanarak ciğerlerinin sökülmesi, cematinin önünde  çırılçıplak soyularak halkının katledilmesine tanık olması gibi  büyük vahşet yaşamışlardır.
Din değiştirmedikleri zaman ise gözleri oyulup, kafaları kesilmiştir. Hoş din değiştirseler de hazin sondan kaçış mümkün olmuyordu. Gözü dönmüş katiller sürüsü bu ülkede yaklaşık 1.5 milyon insanın ölümüne sebep olduğu, mallarına el konulduğu yetmezmiş gibi hala yargılanmaması ise büyük bir utançtır. 1915'de soykırıma bulaşan Kürtler, Türkler, Çerkezler, Araplar ve Lazlar şimdi birebir aynı olmasa da benzer acılar yaşamaktadır. Özellikle Kürtler ve Aleviler üzerinde devletin baskısının ardında yatan gerçek 1915 ile hesaplaşmamaktan kaynaklıdır. Dersim, Sivas, Malatya, Çorum, Maraş, Gazi, Zilan, Roboski ile hesaplaşmak için öncelikle 1915 ile hesaplaşmak gerek.

Bu topraklar 1915 ile başlayan süreçte, son yüzyılın tanık olduğu en büyük katliamları yaşamıştır. Bu gün hala Azınlık diye tabir edilen bu ülkenin soykırım yaşayan en kadim halkları, hala büyük acılar yaşamaktadır. Hrant Dink , Sevag Balıkçı, Maritsa Küçük'ün hunharca katledilmesi ve katillerin Adil bir şekilde yargılanmaması nedeniyle bu gün  acılar aynı tazelikte devam ediyor. Soykırım yaşayan halklar özgür ve eşit birey oluncaya kadar  soykırımı bir taziye meselesi gibi değil, resmi özür ve hukuksal olarak yargılanana dek 99 yıllık bu yara kanamaya devam edecektir.

ZEYNEP TOZDUMAN



Kaynakça: j. Rhetore ve H.Simon'un kitaplarından s. 164 ve 112- 114 derlenmiş bölümler.